• Başkan'dan

Kıymetli Paydaşlar;

Ülkemizin sahip olduğu büyük potansiyele inanarak, Türkiye’nin dış ekonomik ilişkilerini yürütmek ve geliştirmek amacıyla 1986 yılından bu yana çalışıyoruz.

Günden güne büyüyor, her geçen gün güçleniyor ve dünyanın dört bir köşesine yayılıyoruz.

DEİK çatısı altında toplanan iş insanlarına, özgüven, vizyon ve yeni pazarlar kazandırırken, onların ülkemiz ekonomisine daha fazla katkı sağlamalarına imkan sağlıyor; dünyaya ülkemizin ekonomik başarı hikayesini, Türkiye'ye de dünyadaki iş fırsatları anlatıyoruz. 

Küreselleşmenin her geçen gün insanları, ülkeleri ve hatta kıtaları biraz daha yakınlaştırdığı; karşılıklı etkileşimin artarak, fiziki sınırların ortadan kalktığı; uluslararası sermaye hareketlerinin hızlandığı, dünya ekonomisinin yeniden şekillendiği; dış ekonomik ilişkileri salt ithalat, ihracat ve yatırımlar olarak ele almanın güçleştiği bir dönemde DEİK olarak bizler, dış ekonomik ilişkileri, ticaretin, etkinin, küresel politikaların, ülke temsilinin çok daha ötesinde ve çok daha fazlası olarak görüyoruz.

Bu çerçevede bizler dış ekonomik ilişkileri bugünkü medeniyetlerin temeli, kültürlerarası temasın müsebbibi, insanlığın gelişmesinin itici gücü olarak adlandırıyoruz.

Dolayısıyla da DEİK’i, sadece bir iş insanları kurumu değil;

Ülkemizin dünyaya açılan penceresi;

Ülkemizin değerlerinin, vizyonunun ve potansiyelinin küresel temsilcisi;

Ülkemizin küresel aktörlerle temas ettiği bağların kurucusu;

Türkiye’nin dünyayı kavrayan zihni;

Türkiye’yi dünyaya anlatan söz;

yani Türkiye’nin küresel ufku olarak nitelendiriyoruz.

İşte bu düsturdan hareketle DEİK olarak stratejik bir hamle gerçekleştirerek, ufkumuzu genişleten yepyeni bir vizyon belirledik. Bu vizyondan aldığımız güç ile, uluslararası etkinliğimizi artırmaya ve dünyanın dört bir köşesinde söz sahibi bir kurum olma hedefine yönelik ayrıntılı bir yol haritası hazırladık ve bu yol haritasını hiç vakit kaybetmeden uygulamaya koyduk.

Hedefimiz, 2023 yılında dünyanın ilk 10 ekonomisi arasında yer almak.

Bu hedef için de özel sektör olarak üzerimize düşen görevi layikiyle yerine getirmeye çalışıyor, ülkemize ve iş dünyamıza yönelik yaptığımız hizmetleri daha ileri götürmeye ve yeni hedeflerle çıtamızı daha yükseğe taşımaya gayret gösteriyoruz.

Değerli DEİK ailesi;

Başlattığı atılımı geçmişin güçlü temelleri üzerine inşa eden DEİK adına, kuruma bu saygın kimliğini kazandıran tüm  paydaşlarına teşekkürü bir borç biliyor; Yönetim Kurulumuz adına sizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

Ömer Cihad VARDAN

Başkan

ÖMER CİHAD VARDAN

DIŞ EKONOMİK İLİŞKİLER KURULU (DEİK) YÖNETİM KURULU BAŞKANI

1962 yılında Hendek, Sakarya’da doğan Ömer Cihad Vardan, 1983 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi Endüstri Mühendisliği Bölümünden mezun oldu. 1986 yılında Yüksek Lisans çalışmalarını Amerika Ohio State Üniversitesi İmalat Mühendisliği Alanında tamamladı.

1987 yılı sonlarına kadar Ohio Eyaletinin Başkenti Columbus’ta “Engineering Research Center for Net Shape Manufacturing” adlı Araştırma Merkezinde Araştırma Mühendisi olarak çalıştı. Türkiye’ye döndükten sonra ilk olarak Kale Grup’ta Stinger Füzelerinin bazı parçalarının üretimiyle ilgili CAD/CAM proseslerinin geliştirilmesinden sorumlu İmalat Mühendisi olarak görev aldı. Bilahare UTE Holding bünyesinde McDonald Douglas’ın Unigraphics adlı CAD/CAM yazılımının satışlarını gerçekleştiren Ömer Cihad Vardan, 1991 başında halen ortağı olduğu ve Genel Müdürlüğünü sürdürdüğü Endüstriyel Amaçlı Alan ve Proses Isıtma Sistemleri konusunda faaliyet gösteren ve alanında lider konumda bulunan “Çukurova Isı Sistemleri” adlı aile firmasının kuruluşunda yer aldı.

Ömer Cihad Vardan, iş hayatının yanı sıra hâlihazırda bazı kuruluşlarda aşağıda belirtilen sıfatlarla gönüllü olarak hizmet yapmaktadır.

Bunlar;

  • Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği (MÜSİAD) Yüksek İstişare Heyeti Üyeliği,
  • Doğal Gaz Cihazları Sanayicileri ve İşadamları Derneği (DOSİDER) Başkanlığı,
  • ETSİÇ/FSECC Türkiye-ABD İş Konseyi Türkiye Kanadı Başkanlığı,
  • Enerji Verimliliği Derneği (ENVER) Yönetim Kurulu Üyeliği,
  • İstanbul Sanayi Odası (İSO) Meclis Üyeliği,
  • Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) İklimlendirme Sektör Meclisi Üyeliği,
  • Mimar ve Mühendisler Grubu (MMG) Üyeliği,
  • Makine Mühendisleri Odası (MMO) Üyeliğidir.

2008-2012 yılları arasında MÜSİAD 4. Dönem Genel Başkanı olarak görev yapan Ömer Cihad Vardan, bundan önce de MÜSİAD’da  5 yıl Genel Başkan Yardımcısı ve 4 yıl da Yönetim Kurulu Üyesi olarak toplam 13 yıl hizmet verdi. Bununla beraber 2013-2015 yılları arasında Yönetim Kurulu Başkanlığını yaptığı İktisadi Kalkınma Vakfı (İKV) bünyesinde 9 yıl da Yönetim Kurulu Üyesi olarak görev almıştır. Ayrıca 2008-2012 yılları arasında İstanbul Kalkınma Ajansı (İSTKA) Yönetim Kurulu Üyeliği, 2010-2012 yılları arasında Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Yönetim Kurulu ve İcra Kurulu Üyeliği, 2012-2014 yılları arasında DEİK Denetim Kurulu Üyeliği ve aynı dönemde Türkiye İnsan Hakları Kurulu (TİHK) Üyeliği görevlerinde de bulundu.

Daha önce Türkiye Makine İthalatçıları Birliği Başkanlığı ve İTO Meclis Üyeliği de yapan Ömer Cihad Vardan, bulunduğu görevler süresince birçok seminer ve konferansa konuşmacı olarak katıldı ve özellikle ülkemizin kalkınmasına yönelik ekonomi, teknoloji ve sosyal alanlarda 30’a yakın raporun hazırlanmasına öncülük etti, ilgili çalışmaları yönetti ve bir kısmını da bizatihi hazırladı.

Bilhassa MÜSİAD Başkanlığı döneminde hükümet ve kamuoyuyla paylaştığı, Türkiye’nin küresel krizle baş edebilmesi ve krizden fazla yara almadan çıkabilmesine yönelik sosyoekonomik kalkınma önerilerini içeren rapor ve görüşleri ilgi uyandırdı. Birçok mecrada Türkiye’nin IMF ile imzaladığı 19. Stand-by anlaşmasının tamamlanmasının ardından bir daha anlaşma yapılmaması gerektiğini savunan Ömer Cihad Vardan, MÜSİAD Başkanlığını devretmeden önce son olarak Aralık 2011’de “Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Önerisi” ve Mart 2012’de de “Küresel Rekabet için Ar-Ge ve İnovasyon” raporlarını kamuoyuna sundu.

Aldığı teknik eğitim ve yaptığı çalışmalar çerçevesinde özel ilgi duyduğu teknoloji üretebilme hususunun ülke kalkınmasındaki önemine her zaman değinen Ömer Cihad Vardan,  Türkiye’de demokrasinin tam anlamıyla yerleşmesinin ve insanların düşüncelerini özgürce ifade edebilmelerinin ekonominin gelişmesinde en büyük etkenlerden olduğunu devamlı dile getirdi. Bu bağlamda özellikle kamuoyu ile paylaştığı “Anayasa Önerisi” raporuyla Türkiye’de yapılacak yeni Anayasa’da insan haklarının en geniş manada yer alabilmesinin gerekliliğini her platformda savundu.

Bütün bu çalışmaları ve edindiği tecrübeleri anlattığı, gençlere ışık tutan önerileri de içeren “Cihad ve MÜSİAD” adlı kitabıyla Nisan 2012’de MÜSİAD Başkanlığına veda eden Ömer Cihad Vardan evli ve 2 çocuk babasıdır, İngilizce bilmektedir.

DEİK BAŞKANI VARDAN: “EN ÇOK İŞ DÜNYASI MUTLU OLACAK”

DEİK BAŞKANI VARDAN: "EN ÇOK İŞ DÜNYASI MUTLU OLACAK"

Rusya ile ilişkilerin normalleşmesi yönünde atılan adımı değerlendiren DEİK Başkanı Ömer Cihad Vardan, Türkiye-Rusya ilişkilerinin yeniden canlanmasıyla birlikte özellikle turizm, gıda, inşaat, enerji ve altyapı sektörlerinde işlerin düzelmesini temenni ettiğini ve bu yeni durumdan en çok iş dünyası mutlu olacağını söyledi.

"Bulunduğumuz coğrafyada Rusya Türkiye için, Türkiye de Rusya için çok önemli. Rusya, Türkiye'nin en fazla yatırım yaptığı ve bir çok kalemde bir numaralı ihracat pazarı konumunda olan ülke. Yılda 4 milyonu aşkın turist ile de Türkiye, Rus vatandaşları için önemli bir turizm destinasyonu. Keza, Türkiye'de başta nükleer santral olmak üzere, Rusya'nın önemli yatırımları mevcut. Ve bizler doğalgazımızın önemli bir kısmını Rusya'dan ithal ediyoruz. Dolayısıyla iki ülkenin bağlılığı ileri düzeyde.

Öte yandan bölgedeki zorlukları ve sıkıntıları hepimiz biliyor ve içten içe yaşıyoruz. Ancak yaşanan güçlükler ne olursa olsun, birbirine tarihi, kültürel ve ticari bağlarla bağlı iki ülke arasındaki ilişkilerin kesintisiz olarak devam etmesi gerektiğini düşünüyoruz. Soğuk Savaş sonrasında ilmek ilmek örülerek önemli bir seviyeye ulaşan ilişkilerimiz, Suriye Krizi ile arzu etmediğimiz bir noktaya gelmişti. Türkiye-Rusya ilişkilerinin yeniden canlanmasıyla özellikle turizm, gıda, inşaat, enerji ve altyapı sektörlerinde işlerin düzelmesini temenni ediyoruz.

Bu süreçte Rusya'nın yeniden uygulamaya başladığı vize uygulamasına son verilmesini ve başta taşımacılık ile yaş meyve-sebze sektörü olmak üzere Türkiye'den yapılan ihracat mallarına uygulanan tarife dışı engellerin de hızlıca kaldırılmasını beklemekteyiz. Turizm açısından da hem bu yılın kalanında, hem de önümüzdeki yıllarda Türkiye'nin Rus turistler için yine ilk ve önemli bir destinasyon olmasını arzu etmekteyiz.

Sonuç itibariyle, komşuları ile barış içinde yaşayan, karşılıklı yatırım ve ticaret yapan, bölgesel sorunları kurulacak mekanizmalar içinde çözen bir konjonktürün yeniden doğmasını memnuniyetle karşılıyoruz. Ortaya çıkan sorunlardan en çok iş dünyası etkilenmişti, ortaya çıkacak yeni durumdan da en çok iş dünyasının mutlu olacağını düşünüyoruz".

İlgili Resimler

DEİK BAŞKANI VARDAN: "İNGİLTERE REFERANDUMU KÜRESEL RİSKLERİ TETİKLEYEBİLİR"

DEİK BAŞKANI VARDAN: "İNGİLTERE REFERANDUMU KÜRESEL RİSKLERİ TETİKLEYEBİLİR"

Gerçekleşen referandum sonrası İngiltere'nin AB'den çıkma kararını değerlendiren DEİK Başkanı Ömer Cihad Vardan, İngiltere'nin, Türkiye'nin Avrupa'da dış ticaret fazlası verdiği tek ülke, Almanya'nın ardından da en büyük ticari ortağı olduğunu söyledi. Karar sonrası şokun ardından orta vadede ticari ilişkilerin normale dönmesini beklediğini ifade eden Başkan Vardan: "İngiltere, Türkiye'nin önemli bir ticaret ortağı. Aynı zamanda İngiltere, AB sisteminin önemli bir parçası ve Avrupa içinde dış ticaret fazlası verdiğimiz tek ülke. Almanya'nın ardından en büyük ticaret hacmine sahip olduğumuz ülke İngiltere'nin üyelikten ayrılma kararı, elbette kısa vadede ciddi bir etki oluşturacaktır. Ancak şunu unutmamak gerekir ki, İngiltere, AB sisteminin ekonomik açıdan en liberal ülkelerinden bir tanesi. Ortak para birimi ve ortak sınır birliği politikalarda kendi sistemini uyguluyordu. Dolayısıyla kısa vadede şokun ardından, orta vadede durumun normalleşmesi beklentisi içerisindeyim. Ancak bu kararın birçok dinamiği etkileyeceği çok açık" dedi.

"DEİK'te 133 İş Konseyimiz ile küresel ekonominin tüm aktörleriyle ilişki içerisindeyiz. Riskler, sadece İngiltere ile sınırlı değil. Halen 2008 mali krizinin artçı şoklarını yaşıyoruz. Kriz, durgunluk, korumacılık ve sistem karşıtı hareketler aslında bir çok ülkede görülüyor. Bu sene ABD seçimleri var; orada da ciddi riskler görüyoruz. Ayrıca seneye Fransa'da seçimler olacak ve aşırı sağcı bir yönetimin seçilme ihtimali söz konusu. Merkez Avrupa ülkelerinde de yükselen aşırı milliyetçi akımlar mevcut. Tüm bu gelişmeler, küreselleşme ve serbest ticaret karşıtı bir ortamın oluşmasına sebep oluyor. Dolayısıyla bu referandum, diğer ülkelerdeki riskleri de tetikleyebilir".

"Türkiye olarak, seçim kampanyalarında ana gündem maddelerinden bir tanesiyiz ve yüzyıllardır Avrupa ile iletişim içindeyiz. Avrupa'yı etkiliyoruz ve Avrupa'dan da etkileniyoruz. Görüldüğü şekilde eğer yeni bir dünya kurulursa, Türkiye, bu yeni düzenin kurucuları arasında yerini alacaktır. Ülkemiz güçlü siyasi iradesi, güçlü yönetişim becerisiyle bu süreçte güçlü bir ekonomik performans gösterebilir; iş gücünü verimlilik düzeyinde geliştirebilir ve bölgesel güvenlik ve istikrar politikalarına katkı sağlayabilir. Bu olursa da Türkiye, kıta Avrupa'sında şekillenecek yeni AB'nin eşitlik temelinde gerçek, kalıcı ve güvenilir bir ortağı olur.''

İlgili Resimler

İRAN PAZARI DEİK VE TİM MARKAJI ALTINDA

İRAN PAZARI DEİK VE TİM MARKAJI ALTINDA

Türkiye'nin İran pazarında etkinliğini artırabilmek için Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) ile Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) işbirliğine gitti. İki kurum, KPMG Türkiye Yönetim Danışmanlığı ile  "Ambargo Sonrası İran Ekonomik ve Ticari Etki Analizi" başlıklı raporu hazırladı. 

Rapora göre İran'a yönelik yaptırımların kalkmasından sonra düşen petrol fiyatları, bu ülkenin büyümesinde zayıflama beklentisi yaratmasına rağmen,  İran ekonomisinin 2016-2017 döneminde yüzde 4 ile 5.5 aralığında büyümesi öngörülüyor.

Gelecek 5 yılda ise İran'ın ithalatının yüzde 9,3 - 11,6 aralığında artış göstermesi beklenirken, rapora göre Türkiye'nin de bu ülkeye ihracatının aynı dönemde yıllık yüzde 13,7 oranında büyüyebileceğine dikkat çekiliyor.  

Raporu değerlendiren DEİK Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Cihad Vardan, "İran'ın küresel ekonomiye, özellikle batı pazarlarına entegrasyonu Türkiye üzerinden olacaktır" dedi.

TİM Başkanı Mehmet Büyükekşi ise, ambargonun kalkmasıyla İran'a ihracatın 2016 yılında artışa geçtiğini, enerji, otomotiv ve makine sektörlerinin ise gelişmelerden olumlu etkileneceğini söyledi.

16 Haziran 2016, İstanbul – Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) ve Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) işbirliğiyle KPMG Türkiye Yönetim Danışmanlığı tarafından "Ambargo Sonrası İran Ekonomik ve Ticari Etki Analizi" başlıklı rapor hazırlandı. DEİK Başkanı Ömer Cihad Vardan ile TİM Başkanı Mehmet Büyükekşi tarafından kamuoyu ile paylaşılan raporda, İran pazarının bölge ve Türkiye ekonomisine etkileri, bu ülke pazarında yaptırımlar sonrasında değişecek rekabet koşulları ve sektörel düzeyde Türk şirketleri için doğabilecek fırsat ve risklere karşı değerlendirmeler yer alıyor.

DEİK Yönetim Kurulu Üyesi ve Limak Yatırım Yönetim Kurulu Başkanı Ebru Özdemir başkanlığındaki bir yönlendirme komitesinin katkılarıyla hayata geçirilen proje, İran'a yönelik uluslararası yaptırımların kalkmasının ardından Türkiye'nin bu pazarda etkinliğini artırabilmesi için adeta yol haritası olacak.

DEİK Başkanı Vardan: "İran küresel pazara entegre oluyor"

Raporu değerlendiren DEİK Başkanı Ömer Cihad Vardan, "Soğuk Savaş'ın bitmesiyle Doğu Blok'unun küresel ekonomiye dahil olmasından sonra en büyük küresel ekonomik entegrasyon ile karşı karşıyayız. Yaptırımların kalkması ile Dünya Ticaret Örgütü'ne üye olmayan ve en büyük ekonomi olan komşu ülke İran, yeniden küresel pazara entegre oluyor" dedi.

DEİK Başkanı Vardan ayrıca: "İran'ın küresel ekonomiye, özellikle batı pazarlarına entegrasyonu Türkiye üzerinden olacaktır. Bölgede ticareti ve yatırımları etkileyecek büyük çapta bir jeopolitik risk oluşmadığı sürece Türkiye bu sürecin en önemli oyuncusu olacak, şirketlerimiz ticaret, yatırımlar, hizmetler kanalıyla İran'ın sunduğu iş potansiyelini karlı yatırımlara dönüştürecekler. Yaptırımlar sonrasında böylesine bir varlık gösteren ülke olan Türkiye'nin eski iş ilişkileri, coğrafi yakınlık ile Türkiye'nin komşu ülke İran'a ihracatı yeni dönemde iki haneli artış gösterecek ve kısa bir sürede 30 milyar ABD Doları ticaret hedefine daha da yaklaşacağız" şeklinde konuştu.

TİM Başkanı Büyükekşi: "Ambargoyla İran'a ihracat kaybı 5,72 milyar dolar"

TİM Başkanı Mehmet Büyükekşi de İran'ın ambargo öncesindeki 2012 yılında en çok ihracat yapılan ülkeler arasında üçüncü sırada yer aldığını anımsatarak, "O dönem genel ihracatımızın yüzde 6'sını İran ile gerçekleştiriyorduk. Ambargo ile birlikte, İran'a ihracatımızda ciddi düşüşler oldu. İran'a 2013'te ambargo uygulanmasıyla 2015 yılına kadarki ihracat kaybımız 5,7 milyar doları buldu" dedi.  

Ambargoların geçen ocak ayında kalkmasıyla İran'a ihracatın 2016'da artışa geçtiğini vurgulayan Büyükekşi, şöyle devam etti:

"İran, ticari ilişkilerde dünyanın cazibe merkezi olma yolunda ilerliyor. İhracatçı Eğilim Anketimizin sonuçlarına göre, İran; ihracatçılarımızın hedef ülke sıralamasında ABD'den sonra ikinci sırada yer aldı. Enerji, otomotiv, makine sektörlerimiz gelişmelerden olumlu etkilenecek.  Ambargonun kalkmasının ardından TİM olarak İran'da Türkiye Ticaret Merkezi açtık. Tahran'daki dev ticaret merkezimiz 4 bin metrekarelik. Burada, farklı sektörlerden 60 firmamız ürünlerini sergileyebilecek. Yurtdışında atak yapmak isteyen firmalarımız için bu büyük bir fırsat."

Çalışmayı Cumhurbaşkanı, Başbakan ve ekonomi yönetimine takdim ettiklerini belirten Vardan ile Büyükekşi,  Cumhurbaşkanlığı himayelerinde ve Ekonomi Bakanlığı eş güdümünde rapor çerçevesindeki hedefleri kamu ile işbirliği içinde hayata geçireceklerini ifade etti.

 

"Ambargo Sonrası İran Ekonomik ve Ticari Etki Analizi"

Basın Özeti

Temel Bulgular

Çalışma 5 ana başlıktan oluşmaktadır:

1.     Genel Ekonomik Görünüm ve İş Yapma Ortamı,

2.     İran Üzerindeki Mevcut Uluslararası Yaptırımlar ve Etkileri,

3.     Yaptırımlar Sonrası Dönem ve Global İş Dünyası Üzerindeki Etkileri,

4.     Sektörel Analizler,

5.     Türkiye'nin İran Pazarındaki Rekabetçiliğini Koruması ve Yeni İş İmkânlarının Değerlendirilebilmesi İçin Temel Yaklaşım.

 

"Uluslararası baskı ve yaptırımlar İran ekonomisini potansiyelin altında bıraktı"

İran ekonomisi devrimden sonrageçen 37 yıl boyunca uluslararası toplumdan gördüğü baskı ve yaptırımlar yüzünden gerçek potansiyelinin çok altında bir performans sergilemektedir.

İran üzerinde bugüne kadar; İran'dan yapılacak ürün ithalatının sınırlandırılması, şirketlerin İran petrol ve doğal gaz sektörüne yatırım yapmalarının engellenmesi, İran'ın uluslararası ticari ortaklarla iş yapmasının kısıtlanması ve İran bankalarının kara listeye alınması şeklinde yaptırımlar uygulandı.

Bu yaptırımlara rağmen, İran, sahip olduğu zengin doğal kaynakları, eğitimli nüfusu ve avantajlı jeopolitik konumu sayesinde Orta Doğu'nun hâlâ kilit ekonomilerinden birisidir.

Yaptırımların İran'ın büyüme performansı üzerindeki etkisini 2010'da, yaptırımların sıkılaştırılmasından sonra görülmeye başladı,  Dünya Bankası'na göre, ABD ve AB yaptırımları İran'da 2012-2014 arası dönemde toplam ihracat gelirinin %13,5'ine denk gelen 17,1 milyar dolarlık bir kayıp yarattı.

 

"İran yaptırımların kalkmasıyla potansiyelini açığa çıkarma fırsatı yakaladı"

2016 yılı başı itibariyle yaptırımların kaldırılmasıyla birlikte, İran gerçek potansiyelini açığa çıkarma fırsatını yakalamış bulunuyor.

Yaptırımların kaldırılmasının, ekonomi üzerinde üç etkisi olması ve bunların da İran ekonomisini önemli ölçüde iyileştirmesi beklenmektedir:

i)         petrol üretimindeki artışla birlikte ülke gelirlerini ve petrol dışı sektörlerin gelişimini olumlu etkilemesi

ii)        uluslararası ticari maliyetlerde azalma

iii)       yabancı yatırımlarla birlikte ticarette liberalleşme

Buna karşın, düşen petrol fiyatları nedeniyle, reel GSYİH artışının 2016/17 yılında % 4,2-5 aralığında gerçekleşebileceği tahmin edilmektedir.

 

"Düşük petrol fiyatları İran ekonomisi için en önemli risktir"

Ancak, İran'ın ekonomik büyümesi ağırlıklı olarak petrol üretimi ve ihracatına bağlı olması nedeniyle, petrol fiyatlarındaki düşük seyir, büyümenin önündeki en önemli risklerden biridir.

Yeni ılımlı kabine ve politikalardaki kademeli iyileşmelerin, İran için daha iyi bir ekonomik ortamın temellerini atması beklenmektedir. Buna göre, 2015/16 ile 2020/21 arasında İran için ithalat büyümesi oranının %9,3 ila %11,6 arasında olması öngörülmektedir.

 

"Türkiye'nin İran'a ihracatı çift haneli olarak artabilir"

Geleceğe bakıldığında, en iyi senaryoda Türkiye'nin İran'a olan ihracatındaki artışın önümüzdeki 5 yılda (2016/17 - 2020/21)  %13,7 seviyesinde gerçekleşebileceği öngörülmektedir.

Buna paralel olarak da, Türkiye'nin İran'a yaptığı ihracatın 2020/21 itibariyle 5,1 milyar ABD Dolarına ulaşması muhtemeldir.

Ayrıca, metal ve ulaştırma sektörlerindeki büyümenin, Türkiye'den İran'a olan ortalama ihracat büyümesinin üzerinde gerçekleşmesi beklenmektedir.

İyi senaryoda metal ve ulaştırma sektörlerinin Türkiye'den İran'a olan ortalama ihracat büyümesinin üzerine çıkacağı tahmin ediliyor.

 

"İran'ın öne çıkan 12 sektörünün detaylı analizi yapıldı"

Proje kapsamında 12 sektör yaptırımların kalmasıyla birlikte fırsatları ve riskleriyle birlikte detaylı bir şekilde incelenmiştir.

1.        Petrol ve doğalgaz

2.        Petrokimya

3.        Enerji

4.        Otomotiv

5.        Madencilik, değerli taş ve mücevher

6.        Perakende

7.        İnşaat ve altyapı

8.        İnşaat malzemeleri

9.        Makine

10.      Tekstil

11.      Sağlık

12.      Turizm

 

 

Türkiye'nin İran Pazarındaki Rekabetçiliğini Koruması ve Yeni İş İmkânlarının Değerlendirilebilmesi İçin Temel Yaklaşım:

 

Türk şirketlerinin yaptırımlar sonrası İran pazarındaki rekabet gücünün artarak korunması için şirketler, iş dünyası temsil kuruluşları ve kamu otoritesinin eş güdüm içinde doğru adımları atması ve gereken önlemleri alması önem taşıyor.

 

İran, ekonomik büyüme hedefine ulaşabilmek için yabancı yatırımlara ihtiyaç duymaktadır. Bu bağlamda,  İran hükümeti üç kritik nokta üzerinden yabancı yatırımları değerlendirmektedir.

 

·        İlk olarak, İran'ın ekonomik büyüme ve teknoloji transferi anlamında başarıya ulaşabilmek için mutlaka desteğe ihtiyacı bulunmakta ve bu da yaklaşık 250 milyar dolarlık yabancı yatırım anlamına gelmektedir.

 

·        İkincil olarak, İran'ın teknolojik altyapı eksikliği dikkate alındığında, teknoloji ve bilgi birikimi transferinde güçlü ülkelerin bu yarıştan galip çıkma şansı daha fazladır.

 

·        Son olarak da, İranlıları istihdam edecek yabancı yatırımcıların şansı daha fazla görünmektedir.

 

 

İran iş yapmak için zorlu bir pazar konumundadır, bu nedenle yabancı şirketlerin İran'a özgü iş ortamını ve kültürünü dikkate alarak strateji geliştirmesi önerilmektedir.

 

•      İran pazarına yatırım yapmak isteyen Türk yatırımcılara, hem bu kendine özgü pazar yapısını analiz etmek hem de İranlı karar vericilerle sıkı ilişkiler geliştirmek için yeterince zaman ayırmaları önerilebilir.

 

•      Ayrıca yatırım stratejisinin; özellikle vergi yükü, lojistik/tedarik zinciri yönetimi, izin ve onay süreçleri ve teknolojiye erişim konuları dikkate alınarak daha ilk aşamalarda detaylı bir şekilde analiz edilmesi de önerilebilir.

 

Diğer taraftan,  İran yaptırımlar nedeniyle, ticari işlemlerle ilgili finansal anlaşmalar konusunda, hâlâ kendine özgü yapısını korumakta.

 

•      İhracatın en önemli unsurlarından biri ödemeyi zamanında ve tam alabilmek olduğundan, hem alıcının finansal ihtiyaçlarına uygun hem de ödememe riskini en aza indirecek uygun bir ödeme yöntemi seçilmesi faydalı olacaktır.

 

•      İran pazarındaki müşterilerin karşısına daha rekabetçi koşullarla çıkabilmek için bazı risk azaltıcı tedbirlere başvurmak gerekebilir. Bu tedbirler, daha cazip finansal koşullar içeren ihracat işletme sermayesi finansmanı temin etmek için de gerekli olabilir.

 

Kamu kuruluşları, İran'a yapılacak ihracat hacmini artırmak amacıyla ihracat işletme sermayesi finansmanını destekleyebilirler. Böylece, ihracat faaliyetlerinden elde edilen finansal alacakların teminat altına alınması kolaylaşacak ve ihracat riski azalacaktır. Öte yandan, finansal ve politik riskleri uygun politikalarla azaltmak da Türk yatırımcıların başarısında katalizör görevi görebilir.

 

•      Kamu otoriteleri, ihracat faaliyetlerinden elde edilen finansal alacakları teminat altına almak için,  şirketlerin ihracat işletme sermayesi fonlarını destekleyebilirler.

 

•      Kamu kuruluşlarının, Türk yatırımcıları ve ihracatçıları desteklemek için finansal ve politik riskleri MIGA, Türk Exim Bankası,  ve İslam Kalkınma Bankası gibi çeşitli kurumların enstrümanları ve ürünleri aracılığıyla azaltmak için girişimde bulunması önerilebilir.

 

•      Türk hükümeti;  yatırımcıların vergi, gümrük veya mevzuatla ilgili sorunları aşmalarına yardımcı olmak amacıyla İran ile yeni kapsamlı anlaşmalar imzalayabilir veya mevcut anlaşmaların kapsamını genişletebilir.

 

•      Transit ticaret hacminin artması için, Türkiye'nin genel lojistik politikalarını yeniden değerlendirmesi ve bu noktada İran'ı da önemli bir bölgesel oyuncu olarak kapsama dahil etmesi tavsiye edilebilir.

 

 

DETAYLI SEKTÖREL ANALİZ

 

Petrol ve doğal gaz

 

Dünyanın en büyük 2. doğal gaz rezervine sahip olan İran aynı zamanda dünyanın en büyük 4. petrol rezervlerine de sahiptir. Petrol İran için eskiden beri önemli bir gelir kaynağı olduysa da, yaptırımlar nedeniyle İran'ın petrol arzında önemli düşüşler yaşanmıştır.

 

Yaptırımların kaldırılmasıyla birlikte, İran'ın petrol ihracatının artması beklenmekte ve bununla birlikte, İran'ın ham petrol üretimini küresel pazardaki arz fazlasına rağmen artırmaya çalışacağı gerçeği de unutulmamalıdır. Daha yüksek üretim hacimlerine ulaşmak için, İran'daki rafinerilere ciddi yatırımlar yapılması gerekmektedir. Özellikle üretime dönük endüstride (upstream) modern teknoloji transferine ihtiyaç duyan İran, sektöre yabancı yatırım çekebilmek amacıyla eski «geri satın alma (buy back)»sözleşmelerini,  yeni İran Petrol Sözleşmesi (Iran Petroleum Contract, IPC) ile değiştirmeye başlamıştır.

 

Diğer taraftan, İran'ın doğal gaz üretimi devasa rezervlerine karşın, yurt içi talebi karşılamakta zorlanmaktadır. Ancak, 2015 yılında Güney Pars doğal gaz sahasındaki yeni üretim sahalarının tespiti sonucunda, İran'ın doğal gaz üretimi önceki yıllara kıyasla daha yüksek bir büyüme kaydetmiştir. İran'ın doğal gaz ihracatındaki artışın, kısa vadede ağırlıklı olarak bölge ülkelerinden sağlanacağı;  doğrudan yabancı yatırımların etkisininse daha uzun vadede görüleceği tahmin edilmektedir.

Devlete ait olan İran Ulusal Petrol Şirketi (NIOC), İran Ulusal Doğal Gaz Şirketi (NIGC) ve Ulusal Petrokimya Şirketi (NPC); ülkenin petrokimya sektörünün yanı sıra petrol ve doğal gaz sektörünün de satışa dönük (down-stream) ve üretime dönük (up-stream) faaliyetlerinde hakim konumdadır. İran Ulusal Petrol Şirketi (NIOC) şu anda 48 farklı sahada ve 17 keşif parselinde toplam 49 proje yürütmektedir.

Bu bağlamda, İran Türk şirketlerine, özellikle dağıtım konusunda, downstream (satışa dönük) sektöründe önemli fırsatlar sunuyor. Türk firmaları, ABD'li ve Avrupalı şirketlerle İran pazarında satışa dönük (down-stream)  faaliyetlerde ortaklık yürütebilirler.

 

Petrokimya

Petrol dışı sektörlere ve ekonomiye büyük katkı potansiyeli nedeniyle petrokimya sektörü İran tarafından stratejik olarak görülmektedir. Uygulanan sıkı yaptırımlara rağmen;  2000'li yılların başında 9 milyon ton seviyesinde olan temel kimyasallar, polimerler, gübre ve aromatikler gibi toplam petrokimyasalların üretim kapasitesi 60 milyon ton seviyelerine ulaşmıştır. 2014 yılında %19'u Ortadoğu'da olmak üzere, dünyada 135 milyon ton etilen üretilmiştir. Bölgede petrokimya üretiminde başı çeken iki ülke Suudi Arabistan ve İran'dır.

Zengin doğalgaz rezervleri ve etan bazlı üretim yapısı İran'ın petrokimya sektörünün en önemli itici gücü durumundadır. Önümüzdeki dönemde yaptırımların kaldırılması ile birlikte, doğalgaz sahalarının daha aktif hale gelmesi, hem yeni etilen üretim yatırımlarının oluşmasına hem de yeni polimer üretim kapasitesinin gelişmesine imkan tanıyacaktır. 2013 yılına kadar İran petrokimya ürünlerinin ana ihraç pazarı Avrupa ülkeleri olmuştur; fakat Avrupa pazarının ambargolar nedeniyle daralmasıyla, İran ihracatı Çin ve Hindistan'a yönelmiştir.

Bunların yanında, gelişen İran ekonomisiyle, önemli bir hedef pazarın da Türkiye olması beklenmektedir. Mevcut öngörülere göre, petrokimya sektöründe kapsamlı bir yatırım ve büyüme planlayan İran'ın, sonraki süreçte hammadde avantajını da kullanarak;  plastik, kauçuk, elyaf ve ambalaj gibi alt sektörlerde de büyümesi beklenmektedir.

Bu durum,  Türkiye gibi hammadde konusunda ithalata bağımlı ülkeler açısından rekabeti önemli ölçüde arttıracaktır.

Enerji

İran'ın mevcut kurulu kapasitesi yaklaşık 75 GW'tır. İran elektrik üretimi, büyüme trendindedir. Ülke, 2014/15 yılında 272 terawatt saat (tWs) elektrik üretmiş, net ihracatçı olmasına rağmen, yüksek ve dalgalı seyreden yurt içi talep nedeniyle elektrik ithalatına yüksek bir bütçe harcamaktadır.

Diğer taraftan, Avrupa'daki kişi başına kurulu kapasite (kW/kişi) ve toplam kapasite kullanımı İran'ın iki katı (İran'ın kapasite kullanımı yaklaşık %37) düzeyindedir.

İran'ın ulusal enerji politikasına göre, enerji kapasitesinden istifade edilmesine büyük önem verilmektedir. İran hükümeti, 2021 yılına kadar hedeflediği 100 GW kapasiteye ulaşabilmek amacıyla, önümüzdeki 20 yıl için 800'den fazla proje planlamaktadır.

İran doğal fosil kaynaklar bakımından zengin olsa da fosil kaynaklarla üretilen enerjinin yenilenebilir enerji kaynaklarıyla ikame edilmesi gerekmektedir.İran, kırsal alanların alt yapısını geliştirmek amacıyla da yenilenebilir enerji kaynaklarına yatırım yapma konusunda oldukça isteklidir.

Özel şirketler, modernizasyon ve yeni tesis yatırımları için teşvik edilmektedirler. Buna paralel olarak;  İran, kolaylaştırılan bürokrasi, daha basit hale getirilen lisans alma süreci ve daha cazip bir teşvik yapısıyla yenilenebilir enerji hedefine doğru hızla ilerlemektedir (ileri sürülen mevcut potansiyel: 10 GW güneş ve 30 GW rüzgar enerjisi). İran'ın enerji alanındaki hedeflerine ulaşabilmesi amacıyla; Enerji Bakanlığı 2014 yılı başlarında, yenilenebilir enerji kaynaklarından üretilen elektriğe yönelik olarak beş yıllık bir tarife garantisi sistemini uygulamaya koymuştur.

Türk yatırımcılar açısındansa, elektriğin ortalama tüketici fiyatı (İran: yaklaşık 8$/MWs, Suudi Arabistan:32$/MWs, Türkiye: 85$-144/MWs)yatırım iştahının başlıca belirleyicisi durumunda olsa da, enerji santrali modernizasyon projeleri ve yenilenebilir enerji alanında fırsat görülmektedir.

Öte yandan Türkiye'de atıl durumda olan doğal gaz santrallerinin, İran'a taşınması da değerlendirilebilir.

Ayrıca yüksek sermaye gerektiren büyük çaplı yatırımlar söz konusu olduğunda, enerji sektörünün hala devlet güdümünde işlediği, İran'ın karmaşık karar alma mekanizmalarına ve bazı zorluklara sahip olduğu unutulmamalıdır. Son olarak, tarife garantisi sisteminin karmaşık yapısından ötürü, yatırımcıların üretim maliyetlerinin karşılanamaması riski de mevcuttur.

Otomotiv

İran Orta Doğu'nun en büyük otomotiv endüstrisine sahip olup, dünyanın da en büyük 20 otomobil üreticisi arasında bulunmaktadır. Ülkenin en büyük ikinci sektörü olan otomotiv, GSYİH'nın %10'unu oluşturmaktadır. Diğer taraftan, İran'a uygulanan yaptırımlardan en çok etkilenen ikinci sektör de otomotiv sektörü olmuş ve bu durum 2011-2013 arasında otomobil satışlarında %51,2'lik bir düşüşe yol açmıştır. Ancak, 2020'ye kadar, otomobil satışlarının 2014'teki seviyelerini neredeyse ikiye katlayarak 2 milyona ulaşması muhtemel görünmektedir.

Yerel oyuncular olan IKCO ve Saipa, yurt içinde üretilen otomobillerin %90'ından fazla payı ellerinde tutarak, piyasada hakim konumda bulunmaktalar. Ayrıca, bu şirketler başta Çinli üreticiler olmak üzere, pek çok küresel otomobil üreticisiyle ortaklık ilişkisi yürütmekteler.

Çinli otomobil üreticileri yabancı rakiplerine kıyasla daha güçlü konumda olsalar da, İran pazarı orta vadede özellikle yedek parça ve aksesuar alanında Türk otomotiv sektörü için de oldukça cazip bir pazar olma potansiyeline sahiptir.

Madencilik

Zengin maden kaynaklarına sahip olan İran,  dünyanın en büyük bakır, çinko ve demir cevheri rezervlerinden birini de barındırmaktadır. Faaliyette olan 6.000 madendeki, kanıtlanmış toplam rezerv yaklaşık 43 milyar ton civarında olup,  bunun da değeri yaklaşık 700 milyar dolardır. Öte yandan, İran madencilik alanında önemli bir potansiyele sahip olsa da, yaptırımlar nedeniyle ileri teknolojiye ve bilgi birikimine ulaşılamaması sektörün geri kalmasına yol açmıştır. İran hükümeti, madencilik sektörünün %90'ını, doğrudan ya da çeşitli şirketler aracılığıyla dolaylı olarak kontrolünde tutmaktadır. Gelecek dönemde ise;  hükümet, FIPPA aracılığıyla yabancı yatırımcılara %80 ila %100 arasında vergi muafiyetleri tanıyarak bu sektöre yabancı yatırımı çekmeyi hedeflemektedir.

Türk yatırımcıların özellikle üretime dönük (up-stream) projeleriyle İran madencilik sektörüne adım atabilmesi içinse, hükümet seviyesinde destek kritik öneme sahiptir.

Perakende

Geleneksel bağımsız ve küçük ölçekli bakkal/marketlerin hakimiyetinde olan perakende sektörünün; yaptırımların kaldırılmasından sonra, uzun vadede organize mağazalardan oluşan bir yapıya dönüşmesi  beklenmektedir. Bu da sektörün %99,8'ini oluşturan geleneksel market ve market dışı perakende işletmelerini doğrudan etkileyebilecek bir gelişme olsa da, organize olmayan geleneksel dağıtım ağı modernleşmeyi sınırlamakta ve fiyatlamayı etkilemektedir. Bu bağlamda, hükümet kayıt dışı ticareti azaltmayı hedeflemekte ve belirli ölçüde başarılı olmuş durumdadır.

Önümüzdeki dönemde, İran'daki olumlu tüketici harcaması trendlerinin perakende sektörünü şekillendirmesi beklenmektedir. Bu bağlamda, yaptırımlar döneminde İran ekonomisinin itici gücü olan perakende sektörünün 2019'a kadar %18'lik bir ortalamayla büyümesi (YBBO) ve 2020 itibarıyla 202 milyar dolara ulaşması beklenmektedir. Gıda dışı perakendeninse (giyecek, ayakkabı, restoran ve ev gereçleri gibi) 2021 yılında 93 milyar dolarbüyüklüğe ulaşması öngörülmektedir.

İran perakende sektörü Türk markalar için de önemli fırsatlar sunmaktadır. Güçlü bir iş ortağı ağıyla faaliyet göstererek; marka gelişimine, mağaza içi atmosfere ve müşteri hizmetine odaklanmak başarılı olmanın en önemli koşulları olarak görülmektedir. Ayrıca, dağıtım için doğru işbirliklerinin yapılması ve işin bölgelere bölünerek yönetilmesi de başarı için kilit rol oynamaktadır.

İnşaat ve Altyapı

Uluslararası yaptırımlar tüketicilerin satın alma gücünü ve konut fiyatlarını doğrudan etkilediğinden, İran inşaat sektörünün de zayıflamasına yol açmış ve  İran yıllar süren yaptırımlar boyunca; demiryollarını, metro hatlarını, rafinerilerini ve diğer temel altyapılarını revize edememiştir.

İran altyapı inşasına ihtiyaç duymakta ve artan genç nüfusun uygun fiyatlı konutlara ihtiyacı bulunmaktadır. Hükümet de, inşaat sektörünü desteklemek amacıyla Mehr adında büyük bir konut projesi başlatmış ve özellikle düşük gelir grubuna yönelik çeşitli konutlar inşa etmiştir. Ancak  hükümet destekli konut projeleri halktan gelen yoğun talebi karşılayamamıştır.

JCPOA'nın imzalanmasından sonra İran hükümeti, yabancı şirketleri ülkedeki inşaat projelerine çekebilmek amacıyla bazı ülkelerle mutabakat anlaşmaları imzalamıştır. Başlıca projelerin ise havalimanı, demiryolu ve metro modernizasyonlarından oluşması beklenmektedir. Bu projeler ikili anlaşmalar yoluyla hükümetler tarafından desteklense de, ulusal projelere girmek hâlâ bazı riskler barındırmaktadır.

Geçmişte Türk şirketleri bu sektördeki yatırım ve projelerini tamamlama konusunda önemli bürokratik zorluklarla karşılaşmıştır. Bu nedenle, İran inşaat pazarına girmeyi düşünen Türk şirketlerin; olası hükümet desteklerini araştırmalarında ve ilgili riskleri iyi analiz etmelerinde fayda vardır.

İnşaat malzemeleri

İran inşaat malzemeleri sektörü önemli bir büyüme potansiyeline sahip. İran, zengin doğal kaynakları ve ucuz iş gücü sayesinde, çimento ve seramik gibi enerji yoğun inşaat malzemelerini Türkiye gibi enerjiye bağımlı ülkelerden çok daha ucuza üretebilmektedir. Bu sayede İran'ın, hem yurt içi pazarda hem de küresel pazarlarda önemli bir rekabet avantajına sahip olması beklenmektedir.

İran'ın Türkiye'nin ihracat yaptığı pazarlara ve hatta Türkiye'nin doğu bölgelerine hali hazırda ağırlıklı çimento olmak üzere inşaat malzemeleri ihraç ettiği gerçeği de dikkate alındığında; Türkiye İran'ın sahip olduğu bu enerji avantajını pazardaki bir tehdit unsuru olarak değerlendirebilir. Zira bu rekabetçi avantaj, Türk şirketlerin iç pazarlarının bir kısmındaki ve bazı ihracat noktalarındaki rekabetçi avantajlarını kaybetmelerine yol açabilir.

Makine

İran makine sektörü, 12,2 milyar dolarlık ithalat hacmiyle İran'ın en büyük ithalat kalemidir. Makine imalat sanayinin 2012/13 döneminde 29.008 milyar İran riyali tutarındaki üretim hacmiyle İran GSYİH'sine %4,4'lük bir katkı yaptığı düşünüldüğünde, makine sektörünün, İran'ın acilen ihtiyaç duyduğu doğrudan yabancı yatırımları ülkeye çekerek sanayi modernizasyonunun itici güçlerinden biri olacağı söylenebilir.

Türkiye ile İran arasındaki makine ürünleri ticareti ise, bu sektörde ikili ticaret hacminin %97'sinden fazlasını oluşturan Türk makine ihracatına dayanmaktadır. Yaptırımların kaldırılmasından sonraysa, Avrupalı ürünlerle aynı  kaliteyi daha uygun fiyata sunan Türk firmalarının İran'a ihracat hacmini artırmaya yönelik önemli bir fırsat doğmuş oldu.

Tekstil

Yurt içi talebe rağmen, yabancı üreticilerle olan rekabet ve yaptırımlar nedeniyle makine yedek parçalarında sıkıntı yaşanması, İran'ın yerli tekstil üretiminde daralmaya sebep olmuştur. Buna paralel olarak,  İran'ın kumaş ve giyim ithalatı son on yıl boyunca sürekli yukarı yönlü bir trend izlemiştir. Türkiye ise, BAE ve Çin'in ardından İran'a en fazla tekstil ürünü ihraç eden 3. ülke. olarak konumlanmıştır. Yaptırımların kaldırılması, tekstil sektörü için de fırsatları ve rekabeti birlikte getirecektir.

Türk tekstil ihracatçıları açısından bakıldığındaysa, kısa vadede ihracatı artırmaya yönelik en önemli fırsat, Tercihli Ticaret Anlaşması'nın (TTA) bir sonucu olarak bazı tekstil ürünlerine getirilen düşük gümrük tarifeleridir. Ancak, bu ayrıcalıklı ürünler dışındaki tekstil ürünlerine uygulanan tarifeler yüksek olduğundan, İran'da üretim yapılması da tercih edilebilir.

Sağlık

Nüfusu yıllık ortalama %1 artan İran'ın genç nüfusu dikkate alındığında, sağlık harcamalarının önümüzdeki 5 yılda %17'lik bir YBBO kaydetmesi beklenmektedir.  Yaptırımlar döneminde İran, bazı özel tedavi ilaçlarını temin etme konusunda önemli sıkıntılar yaşamış, bu da yurt içi üretimin artmasını tetiklemiştir. İran'ın yerli ilaç üretimi ağırlıklı olarak muadil ilaçlara dayalı olduğundan, gelişmiş ilaçlar konusunda ithalata olan bağımlılığının kısa ve orta vadede devam etmesi beklenmektedir. İran hükümeti ise, bu bağımlılığı ortadan kaldırabilmek için uluslararası şirketlerden bilgi ve teknoloji transferi yapmayı hedeflemektedir. Sanofi ve Novo Nordisk gibi uluslararası şirketler, önümüzdeki dönemde İran'da üretime yönelik yatırım yapmayı planlamaktadır.

İran'ın yerli üretimi korumaya yönelik politikaları nedeniyle, İran'a önümüzdeki dönemde "Türk Malı" ilaç ihraç etmek pek kolay olmayabilir. İran'da, yerli üretim muadili bulunan ilaçların ithal edilmesini engelleyen bir mevzuat düzenlenmiştir. Ayrıca İran, Türkiye'nin "iyi üretim uygulamaları" standartlarını tanımamaktadır.

İran hekimlerinin mevcut yetkinliğine ve sağlık hizmetlerinin ücretlerine bakıldığında; sektörde gerekli modernizasyon yatırımları sağlandığı koşulda, orta-uzun vadede sağlık turizmi alanında Türkiye'ye rakip olabileceği düşünülmektedir.

Turizm

İran devriminden sonra tüm uluslararası otel zincirlerinin ülkeden ayrılmasıyla, turizm sektörü 30 yıldan uzun bir süredir yerli otellerin hakimiyetinde bulunmaktaydı. İran'ın sahip olduğu turizm potansiyeli Avrupalı, Asyalı ve Körfez'deki uluslararası otel zincirlerinin ilgisini çekmeye başlamıştır.

Batılı ülkelerden ve Orta Doğu ülkelerinden İran'a giden turist sayısında artış yaşanmakta, bununla beraber gezi ve iş amaçlı seyahatlerin sayısının artmaya devam etmesi beklenmektedir. 2015 yılında yabancı turistlerin İran'da yaptığı harcamalarının 35.168 milyar İran riyali olarak gerçekleştiği tahmin edilmekte ve bu rakamın 2019 yılında 54.000 milyar İran riyaline çıkması beklenmektedir.

Yerli turizmin gücü, yaptırımlar dönemi boyunca İran otelcilik sektörünü ayakta tutmuş olsa da, politik istikrarsızlık ve oynak enflasyon İran turizm sektörünü tehdit etmeye devam etmektedir. Ayrıca İran turizm sektörü, ülkede alkollü içki kullanımının yasak olması ve kredi kartıyla ödeme seçeneğinin bulunmaması gibi önemli dezavantajlara da sahiptir.

İranlıların en fazla tercih ettiği yurt dışı turizm destinasyonlarından biri Türkiye olduğundan, yaptırımların kaldırılmasını takiben,  İran halkının refah seviyesinin artmasıyla birlikte İran'dan Türkiye'ye gelecek turist sayısında da önemli bir artış yaşanması beklenmektedir.

İlgili Resimler

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM, DEİK BAŞKANI ÖMER CİHAD VARDAN VE BERABERİNDEKİ HEYETİ ÇANKAYA KÖŞKÜ'NDE KABUL ETTİ

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM, DEİK BAŞKANI ÖMER CİHAD VARDAN VE BERABERİNDEKİ HEYETİ ÇANKAYA KÖŞKÜ'NDE KABUL ETTİ

Başbakan Binali Yıldırım, DEİK Başkanı Ömer Cihad Vardan ve beraberindeki heyeti 15 Haziran 2016 tarihinde Çankaya Köşkü'nde kabul etti.

DEİK Başkanı Ömer Cihad Vardan, Başbakan Binali Yıldırım ile görüşmelerine ilişkin olarak, "Önümüzdeki günlerde Sayın Başbakanımız ve ilgili bakanlarımız ile Türkiye'nin özellikle dış ekonomik işleri konusunda çok sıkı işbirliği içinde olacağımızı bugün netleştirmiş olduk" dedi.

DEİK Başkanı Vardan ve beraberindeki DEİK Yönetimi Kurulu Üyeleri, Başbakan Binali Yıldırım'ı, Çankaya Köşkü'nde ziyaret ederek hayırlı olsun dileklerini iletti. Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci'nin de hazır bulunduğu ziyarette, özel sektör iş dünyasının sorunları ve talepleri ele alındı. Vardan, Başbakan Yıldırım'a DEİK'in yapısı ve yürüttüğü faaliyetler hakkında bilgi verdiklerini söyledi.

Başbakan Yıldırım'ın, sadece ticaret ve yatırımlar noktasında değil aynı zamanda lobicilik konusunda da gerekli desteği vereceğini belirten Vardan, "Biz de bu şekilde önümüzdeki günlerde dünya genelindeki çalışmalarımız çerçevesinde hangi ülkelerin odak ülke olarak tayin edilebileceği, bu ülkelere ilişkin olarak hangi çalışmaların yapılabileceği ve ondan sonra o genişleme çerçevesinde, önerebileceğimiz konularda istişareler yaptık. Kendisini zaten yıllardır tanıdığımız, 'icracı, iş bitirici' olarak bildiğimiz bakanımız, bugün Başbakanlığa gelmiş olan Sayın Binali Yıldırım'ın, hakikaten bu görevde de ülkemize ciddi anlamda katkı sağlayabileceğini gördük. Bundan da son derece memnunuz. İnşallah önümüzdeki günlerde, Sayın Başbakanımız ve ilgili bakanlarımızla Türkiye'nin özellikle dış ekonomik işleri konusunda çok sıkı işbirliği içinde olacağımızı bugün netleştirmiş olduk. Ticaret yaptığımız, yatırım gerçekleştirdiğimiz, ihracat ve ithalat yaparken çalıştığımız dünya ülkeleri var. Bu çerçevede bazı ülkelerin odak ülke olarak tayin edilmesi ve bu ülkelerin özelinde de çalışma yapılması konusunda mutabık kaldık" dedi.

Vardan, ABD, Almanya, Çin, Rusya gibi ülkelerin önümüzdeki günlerde de yine Türkiye'nin radarında olacağını ve ticaret bakımından katkı sağlayacağına işaret etti ve sözlerine şöyle devam etti:"Bu ülkeler başta olmak üzere tabii ki Afrika pazarı bizim yeni açılmakta olduğumuz pazarlarımız. Biz bunlarla ilgili bir çalışma yapıp kendileriyle (Başbakan Yıldırım) paylaşacağız. Bazı ülkeleri odak ülke olarak tayin edip bu ülkeler üzerinde spesifik, biraz daha detaylı çalışma yapmaya gayret edeceğiz."

Görüşmede turizmi sektörünün sıkıntılarının da ele alındığını belirten Vardan, Başbakan Yıldırım'ın turizm alanına yönelik hazırlanan özel çalışmayı yakın zamanda açıklayacağını bildirerek, "Sadece Rusya ile değil, turizmin geliştirilmesi konusunda özel çalışmalarının olduğunu, bunları yakın zamanda açıklayacaklarını söylediler. Onları kendilerinden duyarsınız tahmin ediyorum. Turizm konusunda, önümüzdeki günlerde müjdeleyici haberleri olduğunun bilgisini almış bulunmaktayız." dedi.​ 

İlgili Resimler

İKİNCİ AFRİKA ÇIKARMASINDA SON DURAK KENYA

İKİNCİ AFRİKA ÇIKARMASINDA SON DURAK KENYA

31 Mayıs 2016-2 Haziran 2016 tarihleri arasında T.C. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Uganda ve Kenya'ya resmi temasları kapsamında Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) ev sahipliğinde 150'yi aşkın Türk iş dünyası temsilcisi, Uganda ve Kenya'daki fırsatları keşfederken, Afrika'daki yatırım ortamını ve potansiyeli yerinde inceleme fırsatı buldu.

DEİK ev sahipliğinde düzenlenen DEİK/Kenya-Türkiye İş Forumu, 2 Haziran 2016 tarihinde T.C. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Kenya Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı  Uhuru Kenyatta,  T.C. Ekonomi Bakanı  Nihat Zeybekci,   Kenya Cumhuriyeti Dışişleri ve Uluslararası Ticaret Bakanı  Dr. Amina C. Mohamed Jibril, DEİK Başkanı Ömer Cihad Vardan ve Kenya Ulusal Ticaret ve Sanayi Odası (KNCCI) Başkanı Kiprono Kittony'ın katılımları ile Kenya'nın başkenti Nairobi'de gerçekleştirildi.                                         

T.C. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, güvenli ve istikrarlı coğrafyalarda bulunan Türkiye ve Kenya'nın ticari ilişkilerinin daha ileri noktaya gitmesi gerektiğini ifade ederken, her iki ülkenin bölgelerinde stratejik önem sahip coğrafi konumlarının bulunduğunu söyledi. Mali krizle mücadele ve mali disiplin alanlarında Kenya'nın çalışmalarını yakından takip ettiklerini ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, "bizler dost ülke Kenya'nın refah ve istikrarını, Türkiye'nin refah ve istikrarından ayrı görmüyoruz" dedi. Türkiye ve Kenya'nın lojistikte bölgesel olarak birbirine bağlanması gerektiğini ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kenya'daki temaslarda çifte vergilendirmenin önlenmesi, tercihli ticaret anlaşması ve Kenya'daki altyapı-üstyapı ihtiyaçlarına yönelik PPP konularında görüş alışverişinde bulunulduğunu söyledi. İki ülke arasında 1 milyar ABD Doları ticaret hacmi hedefi koyan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türk ve Kenyalı iş adamlarını karşılıklı yatırıma davet etti.

Kenya Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Uhuru Kenyatta, iki ülke arasındaki ortaklığın geliştirilmesi arzusunu dile getirirken, Kenya'nın yatırım çeken ve yatırımcı-dostu bir ülke haline gelmesi için yoğun çaba harcadıklarını, bu çerçevede özel sektöre ve özel sektörün taşıdığı girişimci ruha büyük önem verdiklerini söyledi. Kenya'da iş yapmayı "akıllı bir yatırım" olarak nitelendiren Cumhurbaşkanı Kenyatta, Kenya'nın Doğu Afrika'yı hava, kara ve demiryolları ile birbirine bağlayan bir merkez haline getirmek istediklerini söyledi ve iş adamlarına iş yapma fırsatları oluşturacak ortamın oluşturulması için gerekli adımların atılacağını vurguladı.

DEİK Başkanı Ömer Cihad Vardan, "Türk ve Kenya iş dünyaları arasındaki ilişkilerimizi geliştirmeye gayret ediyoruz. Kenya, stratejik bir havza olma özelliği hızla artan Kızıldeniz ve Doğu Afrika'daki konumu ile bölgede istikrar için önemli bir ülke" dedi. Kenya'nın öncülük ettiği Doğu Afrika'daki entegrasyon çabalarının bölgede istikrarın sağlanması ve bölgenin zenginleşmesi için son derece anlamlı olduğunu belirten Vardan, "Kenya'nın bölgenin merkezi haline gelmesini ve önümüzdeki dönemdeki büyüme performansı daha da artıracağını ümit ediyoruz. Kenya ile tüm seviyelerde daha etkin işbirliği kurmak istiyoruz. 2012 yılında Mombasa'ya direkt uçuşlarının başlamış olmasını önemli bir fırsat olarak görüyoruz. Bu erişim kolaylığı ve hükümetlerimizin hazırlamış olduğu uygun hukuki ortam ile yatırım ilişkilerimizi canlandırmak için önümüzde daha fazla fırsat bulunuyor."

Forumun kapanış oturumundan ayrıca DEİK ve Kenya Ulusal Ticaret ve Sanayi Odası arasında Türkiye-Kenya İş Konseyi Mutabakat Zaptı imzalandı.

Kenya'ya ilişkin olarak DEİK tarafından hazırlanan infografik bazlı notları ekte dikkatinize sunarız.

Türkiye-Kenya Ticaret Rakamları (Ekonomi Bakanlığı-2015)

Toplam Dış Ticaret Hacmi:  145 milyon ABD Doları

Türkiye'den Kenya'ya yapılan ihracat: 131 milyon ABD Doları

Başlıca ihracat kalemleri: Muhtelif mamul eşya,  karayolu taşıtları için aksam, parça ve aksesuarları, traktörler, un

Türkiye'nin Kenya'dan  yaptığı  ithalat: 13 milyon ABD Doları

Başlıca ithalat kalemleri:  Bitki tohumu, çay, sığır ve at post ve derileri, kesme çiçek tohumu.

Toplam Dış Ticaret Dengesi:  118 milyon ABD Doları

İlgili Resimler

İKİNCİ AFRİKA ÇIKARMASINDA İLK DURAK UGANDA

İKİNCİ AFRİKA ÇIKARMASINDA İLK DURAK UGANDA 

31 Mayıs 2016-2 Haziran 2016 tarihleri arasında T.C. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Uganda ve Kenya'ya resmi temasları kapsamında Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) ev sahipli ğinde 150'ı aşkın Türk iş dünyası temsilcisi, Uganda'daki fırsatları keşfederken, Afrika'daki yatırım ortamını ve potansiyeli yerinde inceleme fırsatı buldu.

Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) ev sahipliğinde düzenlenen DEİK/Uganda - Türkiye İş Forumu, 1 Haziran 2016 tarihinde T.C. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Uganda Cumhuriyeti Devlet Başkanı Yoweri Museveni, T.C. Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci ve Uganda Cumhuriyeti Maliye, Planlama ve Ekonomik Kalkınma Bakanı Matia Kasaijja, DEİK Başkanı Ömer Cihad Vardan ve Uganda Ulusal Ticaret ve Sanayi Odası (UNCCI) Başkanı Olive Kigongo'nun katılımları ile Uganda'nın başkenti Kampala'da gerçekleşti.

T.C. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Doğu Afrika'nın önde gelen istikrarlı ülkelerinden biri olan Uganda'nın büyük bir kalkınma hamlesi içerisinde bulunduğunu söyledi. Uganda'nın kalkınma refahını geliştirme çabalarını Türkiye olarak alt ve üst yapı yatırımları ile desteklemeye hazır olduklarını ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye kanadından 135'e yakın iş adamının katılımı ile gerçekleştirilen DEİK İş Forumu'nun bunun en somut göstergelerinden biri olduğunu söyledi. Türkiye'nin bölgesel ve küresel kuruluşlarda giderek artan bir rol üstlendiğini ve başarılar elde ettiğini ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, bunu dost ve kardeş toplumlarla paylaşmak istediklerini söyledi. İşadamlarına Türkiye ile Uganda arasındaki ticaret hacmini artırma çağrısında bulunan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, iki ülke arasında Serbest Ticaret Anlaşması imzalanması çağrısında da bulundu.

 

Uganda Cumhuriyeti Devlet Başkanı Yoweri Museveni, uzun zamandan sonra Türkiye'den gerçekleştirilen bu ziyaret için teşekkür ederken; yatırımlar ve ticaretin artırılması, turizm ve altyapı konularında Türkiye ile Uganda arasında daha sıkı bir işbirliğinin tesis edilmesini arzuladıklarını söyledi. Uganda'da mevcut olan endüstriyel parklarda Türk işadamları ile birlikte çalışmak istediklerini ifade eden Devlet Başkanı Museveni, iş adamlarına gerekli olan her türlü desteği vermeye hazır olduklarını söyledi.

T.C. Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci, Türkiye olarak Afrika coğrafyasını asla küçümsemediklerini ifade ederken, Afrika ile dış ticaret hacminin 20 milyar ABD Dolarının üzerine çıktığını söyledi. Türkiye'nin Afrika'da en çok noktaya uçan ve en çok temsilciliği olan ikinci ülke konumuna geldiğini ifade eden Bakan Zeybekci, Temmuz ayında Uganda Devlet Başkanı'nın Türkiye'yi ziyaret edeceğini ve bu ziyaret ile daha somut adımların atılacağını söyledi. Bakan ayrıca, Türkiye ile Uganda arasında bir Serbest Ticaret Anlaşması imzalanmasının imzalanması çağrısında bulundu.

DEİK Başkanı Ömer Cihad Vardan, "Uganda ile ticari ilişkilerimizin geliştirilmesinde katalizör rolü üsleniyoruz. Türkiye'nin Afrika açılımı çerçevesinde küresel jeopolitiğin en önemli bölgelerinden birisi haline gelen Afrika Boynuzu ve Göller Bölgesi'nin önemli ülkesi Uganda ile ilişkilerimizin geliştirilmesine önem veriyoruz" dedi. Türk özel sektörünün tüm Afrika ülkeleri ile ilişkilerini güçlendirmek ve derinleştirmek istediklerini belirten Vardan sözlerini şöyle devam etti: "Uganda ile son 10 senede yaklaşık 5 kat artarak 30 milyon ABD Doları seviyesine çıkan ticaret hacmimizden; canlanmaya başlayan yatırım ve müteahhitlik ilişkilerinden cesaret alarak ekonomik ilişkilerimizi çeşitlendirme ve derinleştirmek için buradayız ve geniş bir heyet ile yine Cumhurbaşkanımıza eşlik ediyoruz" dedi.

Forumun kapanış oturumundan sonra Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) ve Uganda Ulusal Ticaret ve Sanayi Odası ile Uganda Özel Sektör Vakfı arasında Türkiye-Uganda İş Konseyi Mutabakat Zaptı imzalandı.

Uganda'ya ilişkin olarak DEİK tarafından hazırlanan infografik bazlı notları ekte dikkatinize sunarız.

Türkiye-Uganda Ticaret Rakamları (Ekonomi Bakanlığı-2015)

Toplam Dış Ticaret Hacmi:  29 milyon ABD Doları

Türkiye'den Uganda'ya yapılan ihracat: 22 milyon ABD Doları

Başlıca ihracat kalemleri: Makine ve cihazlar, mikroorganizmalar, makarna,

Türkiye'nin Uganda'dan  yaptığı  ithalat: 7 milyon ABD Doları

Başlıca ithalat kalemleri:  Tütün, bitki tohumu, sığır ve at cinsi hayvanların post ve derileri, pamuk

Toplam Dış Ticaret Dengesi:  15 milyon ABD Doları

İlgili Resimler

DEİK İLE BATI AFRİKA DEVLETLERİ EKONOMİK TOPLULUĞU (ECOWAS) ARASINDA İŞBİRLİĞİ ANLAŞMASI İMZALANDI

DEİK İLE BATI AFRİKA DEVLETLERİ EKONOMİK TOPLULUĞU (ECOWAS) ARASINDA İŞBİRLİĞİ ANLAŞMASI İMZALANDI

DEİK ve ECOWAS arasındaki İşbirliği Anlaşması İmza Töreni, Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Başkanı Ömer Cihad Vardan ve ECOWAS Başkanı Marcel Alain de SOUZA ve T.C. Ekonomi Bakanlığı yetkililerinin katılımları ile 24 Mayıs 2016 tarihinde İstanbul'da gerçekleşti.

Benin, Burkina Faso, Fildişi Sahili, Gambiya, Gana, Gine, Gine Bissau, Liberya, Mali, Nijer, Nijerya, Senegal, Sierra Leone, Togo ve  Yeşil Burun Adaları (Cape Verde) ülkelerini kapsayan ECOWAS ile DEİK arasındaki  işbirliği anlaşması ile,   Türk iş dünyası temsilcilerinin Batı Afrika ülkelerinde yatırım ve işbirliği fırsatlarını artırması bekleniyor.

DEİK'in Afrika stratejisinde Türkiye'nin Afrika kıtası genelinde tanınırlığını ve iş bağlantılarını artırmak açısından ECOWAS'ın rolü büyük olacak. Bu bağlamda Batı Afrika bölgesinde olası iş fırsatlarının daha detaylı değerlendirilmesine imkan sağlayan ECOWAS ile işbirliği anlaşmasının imzalanması, Türk iş dünyası temsilcilerinin Batı Afrika'da altyapı projelerinden daha fazla pay alabilmesi açısından büyük önem taşıyor. 

İmza töreninde Türkiye'nin Abuja Büyükelçiliği kanalıyla ECOWAS'a  gözlemci statüsünde  akredite olduğu bilgisini veren DEİK Başkanı Ömer Cihad Vardan,  Batı Afrika'da 6,1 milyon km2'lik bir coğrafi alanda yaklaşık 300 milyonluk nüfus ile ECOWAS aracılığı ile daha rahat erişim sağlanabileceğini söyledi. ECOWAS ülkelerinde genel olarak enerji  ve hizmet sektörlerinde açık bulunduğunu belirten Vardan,  "Anlaşma  hem Türkiye'ye, hem de ECOWAS ülkelerine hayırlı olsun. Bu anlaşma ile hem ticaret, hem de yatırım imkanlarının artacağına inanıyorum. Lübnan, Belçika gibi üçüncü ülkeler ile birlikte Afrika'da alt yapı ve enerji sektörlerinde projeler geliştirebiliriz. Bundan, herkesin kazanacağını düşünüyorum" dedi.

ECOWAS Başkanı Marcel Alain de SOUZA ise "İşbirliğinin altyapısını sağlamak için 5 yıldır bekliyoruz. DEİK'in Türkiye'nin dış ilişkilerinin temsilcisi olduğunu biliyoruz. Anlaşma ile üye ülkelerin daha da gelişmesini temenni ediyoruz. ECOWAS üyesi her ülkede 'Türkiye Günü' düzenlemek istiyoruz. Bu sayede ticari ve yatırım ilişkilerimiz hızlanmış olacak. Özellikle, enerji, altyapı  ve teknoloji transferi  ile istihdam sağlanmış olacak. Sosyal kalkınmada büyük önem arz eden hastaneler ve üniversitelerin yapımında destek sağlayan Türkiye'ye teşekkür etmek istiyoruz" dedi.

Bilgi notu:

ECOWAS üye ülkelerde halkın refahını arttırmayı, sürdürülebilir ekonomik büyüme ve kalkınma sağlamayı, bölge içinde işbirliğini geliştirmeyi ve bütünleşmeyi sağlamayı, malların, hizmetlerin ve insanların serbest dolaşımı ve topluluk dışından yapılan ithalatta ortak gümrük tarifesi uygulanmasını öngören ortak pazar ve ortak para birimine sahip bir ekonomik ve siyasi birlik kurmayı hedefliyor.

İlgili Resimler

EKONOMİ BAKANIMIZ SAYIN NİHAT ZEYBEKCİ'YE TEBRİK MESAJI

DEİK'in yeniden yapılandırılmasında öncülük eden Sn. Ekonomi Bakanımız Nihat Zeybekci'ye DEİK Yönetim Kurulu olarak başarılar dileriz. 

İlgili Resimler

DEİK: “İNSANLIK BİZİM BİRİNCİ İŞİMİZ"

DEİK: "İNSANLIK BİZİM BİRİNCİ İŞİMİZ"

T.C. Dışişleri Bakanlığı ve Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) ev sahipliğinde, Birleşmiş Milletler Dünya İnsani Zirvesi'nin Hoşgeldiniz Resepsiyonu, 22 Mayıs 2016 tarihinde İstanbul'da gerçekleştirildi.  

T.C. Dışişleri Bakan Yardımcısı Naci Koru ve DEİK Başkanı Ömer Cihad Vardan'ın ev sahipliğinde, BM Genel Sekreter Yardımcısı Jan Elliasson'un katılımı ile gerçekleştirilen etkinlik kapsamında Türk iş dünyasının önde gelen isimleri, DEİK tarafından hazırlanan, iş dünyasının insani gündeme duyarlılığını vurgulayan bildiriye imza attı. James Bond filmleri serisi ile ünlenen, Amerikalı aktör Daniel Craig'de katıldığı davette, insani krizlerin engellenmesi ve krizlere müdahale süreçlerinde iş dünyasının etkin rolüne vurgu yapan söz konusu Bildiri'de, Türk iş dünyası temsilcileri "insanlık" kavramını paylaşmaya hazır olduklarını vurguladı. 

23-24 Mayıs 2016 tarihleri arasında iki gün sürecek tarihin ilk İnsani Zirvesi kapsamında 5.000'e yakın katılımcı İstanbul'da bir araya gelecek. Zirve mevcut küresel insani sistemin karşılaştığı sorunlara yönelik çözüm önerilerinin geliştirilmesini, insani yardım çabalarının geleceğine ilişkin bir gündem oluşturulmasını amaçlıyor. 

BM Genel Sekreter Yardımcısı Jan Elliasson, dünyada yaşanan afetlerin insani duyarlılığı artırdığına dikkat çekti. Elliasson, bu toplantının konuşulan bir aktiviteden çok aksiyon alınan bir toplantı olduğunu belirtti ve İstanbul'dan tüm dünyaya gönderilecek ilk mesajın "önlem" olduğunu söyledi. BM Genel Sekreter Yardımcısı, insani aktivite ve gelişme arasında birebir kurulması gereken ilişkiye vurgu yaptı ve sivil toplumun, iş dünyasının önde gelen iş adamlarının aynı amaç için toplanıyor olduğunu, sorunlara çözüm üretmek istediklerini, "İnsanlık Bizim Birinci İşimiz" sloganının anlamının büyüklüğüne dikkat çekti. Sözlerine "Gelecek ufuktur, vizyondur evet ancak gelecek aynı zamanda adım atmaktır." şeklinde devam eden Elliasson, adım atmanın da vizyon sahibi olmak kadar önemli olduğunu belirtti.
 

T.C. Dışişleri Bakanlığı ve Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) ev sahipliğinde gerçekleştirilen Hoşgeldiniz Resepsiyonu'nda konuşan T.C Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Naci Koru ise, dünya genelinde gelişmelerin bu denli kritik olduğu gündemde, bu Zirvenin Türkiye'de gerçekleşmesinin önemine vurgu yaptı. Büyükelçi Koru, Türkiye'nin dünya üzerinde en fazla Suriyeli sığınmacıya ev sahipliği yaptığına vurgu yaparken, iş dünyasının krizler ile mücadele ve kriz sonrasın dönemlerde büyük bir rol oynadığını söyledi; iş dünyasının bu katkısından dolayı kutladı.

 

DEİK Başkanı Ömer Cihad Vardan, Türk iş dünyasının en geniş ve büyük örgütlerinden birini, DEİK'i temsilen, bir iş adamı olarak insanlığın krizlerdeki mücadelesinde iş dünyasına düşen rolü vurguladı. "İnsanlık bizim birinci işimiz" sloganı ile yola çıkarak, iş dünyası olarak krizlerde öngörü sahibi, telafi edici bir tutum sergilenmesi gerektiğine dikkat çekti. İnsan ihtiyaçlarını üreten, tedarik eden iş dünyasının bu anlamda rolünün büyüklüğüne vurgu yapan DEİK Başkanı Vardan, insani krizlerin engellenmesi ve krizlere müdahale süreçlerinde iş dünyasının giderek daha etkin bir rol oynadığını söyledi. Son 10 yılda dünya üzerinde rekor sayıda insanın savaşlar, doğal afetler ve felaketler sebebiyle yaşam alanlarını terk etmez zorunda kaldıklarını ifade eden DEİK Başkanı Vardan "Bizler iş dünyası olarak insani krizler ile mücadelede üzerimize düşen sorumlulukların farkındayız; çünkü insanlık bizim birinci işimiz" dedi.

 

Hoşgeldiniz konuşmalarının ardından DEİK Başkanı Ömer Cihad Vardan ve Dışişleri Bakan Yardımcısı Naci Koru, BM Genel Sekreter Yardımıcısı Jan Elliasson'a DEİK Yönetim Kurulu Üyeleri tarafından imzalanan "İnsanlık Bizim Birinci İşimiz" başlıklı bildiriyi takdim etti.
 

DEİK tarafından hazırlanan Bildiri Metni:

 

İNSANLIK İÇİN BİLDİRİ:

İNSANLIK BİZİM BİRİNCİ İŞİMİZ

Tarihin ilk Dünya İnsani Zirvesi'nde,

Türk iş dünyası olarak bizler, insanlığı paylaşmaya kararlıyız.

Krizlere müdahale ve iyileştirme süreçlerinde önemli bir oyuncu olmaya başlayan iş dünyası olarak:

-BM Genel Sekreteri'nin İnsanlık Gündemi belgesinitakip etmeye; 

-BM Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri kapsamında, herkese erişim ve herkesi güçlendirme ilkeleri ilebütünleşmeye; 

-İnsani durumlar söz konusu olduğunda, özelsektörün sahip olduğu temel değer, yetenek, kapasite, deneyim ve inovasyonu ilgili tüm ortaklaraaktarmaya;

-Krizlere hazırlık ve müdahalede, Hükümetler ve sivil toplum ile işbirliğini güçlendirmeye; 

-Risk yönetimi, iyi yönetişim, istihdam yaratma, şeffaflık ve hesap verilebilirlik alanlarında, insanlığın geleceğine yatırım yapmaya kararlıyız. 

Türk iş dünyası olarak, krizler ile karşı karşıya kalan insanlığa çözüm üretmek adına üzerimize düşen sorumluluğunun farkındayız;

Çünkü İNSANLIK BİZİM BİRİNCİ İŞİMİZ.

DEİK

İlgili Resimler

TÜRKİYE'NİN İLK YURTDIŞI YATIRIM ENDEKSİ YAYIMLANDI

TÜRKİYE'NİN İLK YURTDIŞI YATIRIM ENDEKSİ YAYIMLANDI

Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) ve Deloitte Türkiye işbirliği ile hazırlanan ‘Yurtdışı Yatırım Endeksi' raporu, 17 Mayıs 2016 tarihinde İstanbul'da düzenlenen bir basın toplantısı ile kamuoyuna açıklandı. Basın toplantısına DEİK Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Cihad Vardan, Deloitte Türkiye Ortağı ve Finansal Danışmanlık Bölümü Başkanı Başak Vardar, DEİK Yurtdışı Yatırımlar İş Konseyi Başkanı Volkan Kara ile DEİK Yurtdışı Yatırımlar İş Konseyi Başkan Yardımcısı Ender Arslan katıldı.

Endeks, Türk yatırımcıları açısından önem arz eden seçilmiş belli başlı kriterlere göre dünya ülkelerini derecelendiriyor. Türk şirketlerine yönelik olarak ilk defa geliştirilen Endeksin, bundan sonra her yıl düzenli olarak güncellenmesi planlanıyor.

Basın toplantısında konuşan DEİK Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Cihad Vardan, "Türkiye'nin 1980'lerde ihracatla başlayan küresel ekonomiye entegrasyon süreci, şirketlerimizin üretim kapasitesi ve kapital birikiminin oluşması ve yurtdışına yapılan yatırımlar ile devam etmektedir. Şirketlerimizin küresel pazarlarda yaptığı yatırımları Türkiye'nin uzun vadeli hedefleri doğrultusunda stratejik bir konu olarak görüyor ve destekliyoruz. Ülkemizin yapısal sorunları olan cari açığı azaltacak, know-how transferini mümkün kılan ve arz güvenliğine katkı sağlayacak yurtdışı yatırımlar, teşvik edilmeli ve desteklenmelidir" dedi.

Deloitte Türkiye Ortağı ve Finansal Danışmanlık Bölümü Başkanı Başak Vardarise rapora ilişkin olarak şunları söyledi: "Yurtdışına yatırım, bugün artık Türk şirketlerinin önemli bir ajanda maddesi. Özellikle belli bir sermaye gücüne erişmiş büyük ölçekli gruplar ile sektörlerinde önde gelen firmalar, bölgesel güç olma hedefiyle, yurtdışı yatırım alternatiflerini aktif olarak değerlendiriyorlar. Türk şirketlerin yurtdışı satın almalarının her yıl artan bir şekilde ilerleme gösterdiğini görüyoruz. Son on yıllık dönemde Türk şirketleri yurtdışı pazarlarda toplam değeri yaklaşık 25 milyar ABD doları olan 250 satın alma işlemi gerçekleştirdi. Bu pazarlar arasında komşu coğrafyalar, ana ticaret ortağı konumundaki ülkeler ile politik ilişkilerin güçlü olduğu ülkeler öne çıktı. Üretim, inşaat, altyapı, enerji, turizm, gıda, kimya ve perakende ise en fazla yatırım yapılan sektörler oldu."

DEİK bünyesinde faaliyet gösteren DEİK Yurtdışı Yatırımlar İş Konseyi Başkanı Volkan Kara ise, "Yurtdışındaki Türk yatırımcılarımızın üretim, finans, istihdam ve yatırım kapasitelerinin; uluslararası rekabet edebilirlik, üretkenlik, etkinlik ve karlılıklarının artması için Türkiye'ye benzer süreçlerden geçen ülkelerin geliştirdiği teşvik ve destek mekanizmalarının incelenmesi gerekiyor" dedi.  İş Konseyi Başkanı Kara, bu konuda bir yol haritası hazırladıklarını ve ekonomi yönetimi ile işbirliği içinde çalıştıklarını ifade etti.

‘Yurtdışı Yatırım Endeksi'

Metodolojisi DEİK uzmanları tarafından oluşturulan ve yine DEİK Yurtdışı Yatırımlar İş Konseyi Üyeleri ve Deloitte uzmanlarının katkıları ile son haline getirilen Yurtdışı Yatırım Endeksi; dünya ülkelerini kalkınmışlık düzeyi ve know-how potansiyeli, iç ve komşu pazar büyüklüğü, iş gücü, lojistik ve üretim maliyetleri, hammadde potansiyeli, sahip oldukları mevzuat avantajları ve dezavantajları ile Türkiye ile olan ekonomik ve siyasi ilişkiler açısından değerlendiriyor ve ağırlıklandırıyor. Endeks çalışmasında ülkeler, kişi başı milli gelir seviyelerine göre ‘orta ve düşük gelirli ülkeler' (yıllık kişi başı milli geliri 20.000 dolardan az olan ülkeler) ve ‘yüksek gelirli ülkeler' (yıllık kişi başı milli geliri 20.000 dolar ve üzerinde olan ülkeler) olmak üzere iki grup altında toplanıyor ve her gruptaki ilk 25 ülkenin sıralaması yapılıyor.

Endekste orta ve düşük gelirli ülkeler sınıfında Çin; yüksek gelirli ülkeler sınıfında ise ABD ilk sırada yer alıyor.  Avrupa ülkeleri ise cazibesini koruyor.

Orta ve düşük gelirli ülkeler sınıfında Çin birinci sırayı alırken, yüksek gelirli ülkeler sınıfında ise ABD ön plana çıkıyor. Türkiye'nin yatırım stoğunda en yüksek paya sahip olan Avrupa ülkeleri ise, endekste önemli bir yer tutuyor.

 

Son dönemde Türk şirketlerinin satın aldığı önemli markaların menşei ve ekonomik büyüklükleri göz önüne alındığında gelişmiş Avrupa ülkeleri önemli birer yatırım adresi olmaya devam ediyor. Bununla beraber Romanya, Polonya, Macaristan ve Baltık Bölgesi ülkeleri gibi 2004 sonrası AB üyesi olan ve gelişmekte olan Avrupa ülkelerinin de Türk yatırımcısı için cazip coğrafyalar olduğu görülüyor.

Amerika kıtasında yer alan ülkelerin ise, Türk şirketlerinin mevcut yatırım stoğunda henüz çok sınırlı bir paya sahip olsalar da, önümüzdeki dönemde gerek pazar çeşitlendirme ihtiyacı, gerekse hammadde potansiyelleri ile cazip ülkeler olarak ön plana çıkma potansiyeline sahip oldukları belirtiliyor.

Ortadoğu'da yaşanan siyasi belirsizliğin önümüzdeki dönemde de devam edeceğine yönelik algının, Türk yatırımcıları Asya-Pasifik ve Amerika gibi bölgelere yönelmeye iteceği tahmin ediliyor. 

Son iki yılda yurtdışında 5,2 milyar dolarlık sıfırdan yatırım ve 10 milyar dolarlık birleşme ve satın alma işlemi gerçekleştirildi

Rapor, Türk şirketlerinin, 2014-2015 döneminde yurtdışında gerçekleştirdiği birleşme ve satın alma işlemleri ile sıfırdan yatırımların da bir özetini sunuyor. Rapora göre; bölgesel ve küresel coğrafyada öne çıkmak isteyen Türk şirketleri, 2015 yılında yurtdışında 2,4 milyar dolarlık 52 sıfırdan yatırıma başladı (2014; 2,8 milyar dolar ve 100 yatırım). Buna ek olarak, yine 2015 yılında Türk şirketleri tarafından yurtdışında 3,5 milyar dolarlık 35 birleşme ve satın alma işlemi (2014; 6,5 milyar dolar ve 41 işlem) gerçekleştirildi.

Üretim, perakende, finans ve altyapı sektörlerine yatırım ön planda

2014-2015 döneminde, Türk şirketlerinin yurtdışında yaptıkları birleşme ve satın alma işlemleri genellikle üretim ve altyapı sektörlerinde gerçekleşti. Bunları enerji, gayrimenkul, internet, mobil hizmetler ve teknoloji sektörleri izledi. Sıfırdan yatırımlarda ise üretim ve perakende sektörleri açık ara en çok tercih sektörler oldular. Finans, lojistik, ev aletleri, yiyecek-içecek ve inşaat sektörleri de sıfırdan yatırımlar açısından hareketli sektörler arasında yer aldılar.

Yüksek gelir grubunda yer alan ülkeler yatırımların adresi oldu

Almanya, ABD, Rusya, Birleşik Krallık ve İspanya gibi yüksek gelir grubunda yer alan ülkeler hem sıfırdan yatırımlar hem de birleşme ve satın almalar için tercih edilen ilk 10 ülke arasında yer buldu. 2014-2015 döneminde, birleşme ve satın alma işlemleri için tercih edilen ülkelerin başında 12 işlem ile ABD yer aldı. ABD'yi takiben; Almanya 9, Rusya 5, İtalya, Hırvatistan ve Hollanda 4'er işlemle sıralamada yerini aldı. Sıfırdan yatırımlarda ise, Almanya 32 yatırımla açık ara başı çekerken, Romanya 16, Makedonya 12, ABD 8 ve Rusya 8 yatırım ile Almanya'yı izlediler. 

İlgili Resimler