• Başkan'dan

Kıymetli Paydaşlar;

Ülkemizin sahip olduğu büyük potansiyele inanarak, Türkiye’nin dış ekonomik ilişkilerini yürütmek ve geliştirmek amacıyla 1986 yılından bu yana çalışıyoruz.

Günden güne büyüyor, her geçen gün güçleniyor ve dünyanın dört bir köşesine yayılıyoruz.

DEİK çatısı altında toplanan iş insanlarına, özgüven, vizyon ve yeni pazarlar kazandırırken, onların ülkemiz ekonomisine daha fazla katkı sağlamalarına imkan sağlıyor; dünyaya ülkemizin ekonomik başarı hikayesini, Türkiye'ye de dünyadaki iş fırsatları anlatıyoruz. 

Küreselleşmenin her geçen gün insanları, ülkeleri ve hatta kıtaları biraz daha yakınlaştırdığı; karşılıklı etkileşimin artarak, fiziki sınırların ortadan kalktığı; uluslararası sermaye hareketlerinin hızlandığı, dünya ekonomisinin yeniden şekillendiği; dış ekonomik ilişkileri salt ithalat, ihracat ve yatırımlar olarak ele almanın güçleştiği bir dönemde DEİK olarak bizler, dış ekonomik ilişkileri, ticaretin, etkinin, küresel politikaların, ülke temsilinin çok daha ötesinde ve çok daha fazlası olarak görüyoruz.

Bu çerçevede bizler dış ekonomik ilişkileri bugünkü medeniyetlerin temeli, kültürlerarası temasın müsebbibi, insanlığın gelişmesinin itici gücü olarak adlandırıyoruz.

Dolayısıyla da DEİK’i, sadece bir iş insanları kurumu değil;

Ülkemizin dünyaya açılan penceresi;

Ülkemizin değerlerinin, vizyonunun ve potansiyelinin küresel temsilcisi;

Ülkemizin küresel aktörlerle temas ettiği bağların kurucusu;

Türkiye’nin dünyayı kavrayan zihni;

Türkiye’yi dünyaya anlatan söz;

yani Türkiye’nin küresel ufku olarak nitelendiriyoruz.

İşte bu düsturdan hareketle DEİK olarak stratejik bir hamle gerçekleştirerek, ufkumuzu genişleten yepyeni bir vizyon belirledik. Bu vizyondan aldığımız güç ile, uluslararası etkinliğimizi artırmaya ve dünyanın dört bir köşesinde söz sahibi bir kurum olma hedefine yönelik ayrıntılı bir yol haritası hazırladık ve bu yol haritasını hiç vakit kaybetmeden uygulamaya koyduk.

Hedefimiz, 2023 yılında dünyanın ilk 10 ekonomisi arasında yer almak.

Bu hedef için de özel sektör olarak üzerimize düşen görevi layikiyle yerine getirmeye çalışıyor, ülkemize ve iş dünyamıza yönelik yaptığımız hizmetleri daha ileri götürmeye ve yeni hedeflerle çıtamızı daha yükseğe taşımaya gayret gösteriyoruz.

Değerli DEİK ailesi;

Başlattığı atılımı geçmişin güçlü temelleri üzerine inşa eden DEİK adına, kuruma bu saygın kimliğini kazandıran tüm  paydaşlarına teşekkürü bir borç biliyor; Yönetim Kurulumuz adına sizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

Ömer Cihad VARDAN

Başkan

ÖMER CİHAD VARDAN

DIŞ EKONOMİK İLİŞKİLER KURULU (DEİK) YÖNETİM KURULU BAŞKANI

1962 yılında Hendek, Sakarya’da doğan Ömer Cihad Vardan, 1983 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi Endüstri Mühendisliği Bölümünden mezun oldu. 1986 yılında Yüksek Lisans çalışmalarını Amerika Ohio State Üniversitesi İmalat Mühendisliği Alanında tamamladı.

1987 yılı sonlarına kadar Ohio Eyaletinin Başkenti Columbus’ta “Engineering Research Center for Net Shape Manufacturing” adlı Araştırma Merkezinde Araştırma Mühendisi olarak çalıştı. Türkiye’ye döndükten sonra ilk olarak Kale Grup’ta Stinger Füzelerinin bazı parçalarının üretimiyle ilgili CAD/CAM proseslerinin geliştirilmesinden sorumlu İmalat Mühendisi olarak görev aldı. Bilahare UTE Holding bünyesinde McDonald Douglas’ın Unigraphics adlı CAD/CAM yazılımının satışlarını gerçekleştiren Ömer Cihad Vardan, 1991 başında halen ortağı olduğu ve Genel Müdürlüğünü sürdürdüğü Endüstriyel Amaçlı Alan ve Proses Isıtma Sistemleri konusunda faaliyet gösteren ve alanında lider konumda bulunan “Çukurova Isı Sistemleri” adlı aile firmasının kuruluşunda yer aldı.

Ömer Cihad Vardan, iş hayatının yanı sıra hâlihazırda bazı kuruluşlarda aşağıda belirtilen sıfatlarla gönüllü olarak hizmet yapmaktadır.

Bunlar;

  • Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği (MÜSİAD) Yüksek İstişare Heyeti Üyeliği,
  • Doğal Gaz Cihazları Sanayicileri ve İşadamları Derneği (DOSİDER) Başkanlığı,
  • ETSİÇ/FSECC Türkiye-ABD İş Konseyi Türkiye Kanadı Başkanlığı,
  • Enerji Verimliliği Derneği (ENVER) Yönetim Kurulu Üyeliği,
  • İstanbul Sanayi Odası (İSO) Meclis Üyeliği,
  • Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) İklimlendirme Sektör Meclisi Üyeliği,
  • Mimar ve Mühendisler Grubu (MMG) Üyeliği,
  • Makine Mühendisleri Odası (MMO) Üyeliğidir.

2008-2012 yılları arasında MÜSİAD 4. Dönem Genel Başkanı olarak görev yapan Ömer Cihad Vardan, bundan önce de MÜSİAD’da  5 yıl Genel Başkan Yardımcısı ve 4 yıl da Yönetim Kurulu Üyesi olarak toplam 13 yıl hizmet verdi. Bununla beraber 2013-2015 yılları arasında Yönetim Kurulu Başkanlığını yaptığı İktisadi Kalkınma Vakfı (İKV) bünyesinde 9 yıl da Yönetim Kurulu Üyesi olarak görev almıştır. Ayrıca 2008-2012 yılları arasında İstanbul Kalkınma Ajansı (İSTKA) Yönetim Kurulu Üyeliği, 2010-2012 yılları arasında Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Yönetim Kurulu ve İcra Kurulu Üyeliği, 2012-2014 yılları arasında DEİK Denetim Kurulu Üyeliği ve aynı dönemde Türkiye İnsan Hakları Kurulu (TİHK) Üyeliği görevlerinde de bulundu.

Daha önce Türkiye Makine İthalatçıları Birliği Başkanlığı ve İTO Meclis Üyeliği de yapan Ömer Cihad Vardan, bulunduğu görevler süresince birçok seminer ve konferansa konuşmacı olarak katıldı ve özellikle ülkemizin kalkınmasına yönelik ekonomi, teknoloji ve sosyal alanlarda 30’a yakın raporun hazırlanmasına öncülük etti, ilgili çalışmaları yönetti ve bir kısmını da bizatihi hazırladı.

Bilhassa MÜSİAD Başkanlığı döneminde hükümet ve kamuoyuyla paylaştığı, Türkiye’nin küresel krizle baş edebilmesi ve krizden fazla yara almadan çıkabilmesine yönelik sosyoekonomik kalkınma önerilerini içeren rapor ve görüşleri ilgi uyandırdı. Birçok mecrada Türkiye’nin IMF ile imzaladığı 19. Stand-by anlaşmasının tamamlanmasının ardından bir daha anlaşma yapılmaması gerektiğini savunan Ömer Cihad Vardan, MÜSİAD Başkanlığını devretmeden önce son olarak Aralık 2011’de “Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Önerisi” ve Mart 2012’de de “Küresel Rekabet için Ar-Ge ve İnovasyon” raporlarını kamuoyuna sundu.

Aldığı teknik eğitim ve yaptığı çalışmalar çerçevesinde özel ilgi duyduğu teknoloji üretebilme hususunun ülke kalkınmasındaki önemine her zaman değinen Ömer Cihad Vardan,  Türkiye’de demokrasinin tam anlamıyla yerleşmesinin ve insanların düşüncelerini özgürce ifade edebilmelerinin ekonominin gelişmesinde en büyük etkenlerden olduğunu devamlı dile getirdi. Bu bağlamda özellikle kamuoyu ile paylaştığı “Anayasa Önerisi” raporuyla Türkiye’de yapılacak yeni Anayasa’da insan haklarının en geniş manada yer alabilmesinin gerekliliğini her platformda savundu.

Bütün bu çalışmaları ve edindiği tecrübeleri anlattığı, gençlere ışık tutan önerileri de içeren “Cihad ve MÜSİAD” adlı kitabıyla Nisan 2012’de MÜSİAD Başkanlığına veda eden Ömer Cihad Vardan evli ve 2 çocuk babasıdır, İngilizce bilmektedir.

DEİK BAŞKANI ÖMER CİHAD VARDAN'IN OHAL İLE İLGİLİ AÇIKLAMASI

DEİK BAŞKANI ÖMER CİHAD VARDAN'IN OHAL İLE İLGİLİ AÇIKLAMASI

"DEİK olarak, Türkiye'de demokrasiye ve Anayasal sisteme yönelik darbe girişiminin sonrasında 3 aylık bir süre için ilan edilen Olağanüstü Hal uygulamasını, demokrasi ve hukuk devleti ile temel hak ve özgürlüklerin kısıtlanmasına değil, korunmasına yönelik geçici bir tedbir olarak görüyoruz. Yapılan resmi açıklamalarla, Olağanüstü Hal sürecinin ekonominin işleyişine ve devam etmekte olan  kamu yatırımlarına hiçbir etkisinin olmayacağının altının özellikle çizilmesini ise memnnuniyetle karşılıyoruz. Rasyonel politika anlayışının ve ekonomik reformların aynı çizgide devam edeceğinin açıklanması, hem yabancı yatırımcılar hem de Türk müteşebbisleri için güven vermektedir.

OHAL bizim Anayasamızda düzenlendiği gibi Fransa gibi ülkelerde de uygulanmaktadır. Bölgesel ve küresel risklere karşı tüm ülkeler tam bir dayanışma içinde hareket etmesi gerekir."

Ömer Cihad Vardan

DEİK Başkanı

İlgili Resimler

KARANLIKTAN AYDINLIĞA: 15 TEMMUZ

KARANLIKTAN AYDINLIĞA: 15 TEMMUZ

ASKON, DEİK, DTO, İSO, İSTİB, İTO, MÜSİAD, TAMPF, TİM ve İhracatçı Birlikleri, TÜMSİAD, TÜRSAB ve YASED ortak basın bildirisini  18 Temmuz 2016 tarihinde İstanbul'da ortak bir basın toplantısı ile açıkladı. Kurum Başkanları ortak deklarasyonda milli irade ve demokrasinin gereklerine dikkat çekti.

Yayınlanan ortak bildiri:

Ülkemiz, 15 Temmuz Cuma gecesi önce karanlığı; ortaya konan büyük inanç ile de aydınlığı yaşadı.

Artık 15 Temmuz, öznesi millet olan demokrasinin kazandığı bir gündür. Bu gün, yalnızca Türkiye'nin değil, dünyanın tarihine geçecek Milli İrade günüdür.  Ülkemizin büyük demokrasi yürüyüşüne yönelik 15 Temmuz saldırısında, millet ile iradesi arasındaki köprüye atılan her bomba, sıkılan her kurşun, aslında bunu yapanların karanlık planlarının aydınlığa çıkmasını sağladı.

Milletin iradesinden başka irade tanımıyoruz…

Ülkemizdeki iş dünyasının temsilcileri olarak, demokrasimizin derinleşmesi ve ekonomimizin güçlenmesinin sivil bir yönetimle mümkün olduğunun bilinci ile demokrasi dışı güçlerin müdahalelerinin en başta ekonomimize büyük zarar vereceğini, tüm birikimlerimizi heba edeceğini biliyoruz.

Seçilmiş hükümeti yıkmaya yönelik teşebbüsler demokrasimizi ve ekonomimizi katledecektir. Anti demokratik her türlü girişimin karşısında kararlılıkla duruyoruz. Darbecileri lanetliyor, hükümetimizi destekliyor ve milletimizin iradesinden başka bir irade tanımıyoruz.

Milletin istikrarı en iyi cevaptır…

Bu hain girişimin çökertilmesinin orta ve uzun vadede ülkemiz ekonomisine olumlu yansımalarının olacağı kanaatindeyiz. Çünkü iş dünyası huzur, güven ve istikrar ister.

Yaşananlar, tüm bu bileşenleri perçinlemiştir. İstikrarın sadece hükümetle olmayacağını söyleyenlere, siyasi risk olduğunu söyleyenlere, her görüşten milletin istikrarı cevap vermiştir.

Güçlü millet iradesi her türlü zorlukla baş edebileceğimizi, ülkemizin uluslararası arenada da siyasi ve ekonomik gücünün kat be kat artacağını ortaya koymuştur.

Çalışmaya ve üretmeye devam edeceğiz…

Başbakanımızın dünkü açıklamalarında söylediği gibi ekonomimizin temelleri sağlamdır ve hükümetimiz ile Merkez Bankası ve ilgili kuruluşlar da gereken tedbirleri almıştır. Türkiye, global krizlere karşı ayakta durmayı başaran, G20 üyesi ve AB adayı, serbest piyasa ekonomisini ve çok partili siyasi sistemi içselleştirmiş güçlü bir ülkedir. İlk refleks olarak olumsuz etkiler hissetsek de ülkemizin güçlü imajı, kısa sürede hem iç pazarda hem de dış pazarlarda bu olumsuzlukları bertaraf edecektir. Keza, kamuoyunun da izlediği gibi bütün piyasalar süratle normal seyrine ulaşmıştır. Bundan sonra da bizler daha çok çalışarak ve üreterek ekonomimizi büyütmeye devam edeceğiz.

Şimdi "sağduyu ve hukuk" zamanı…

Şimdi, paralel terör örgütü darbecilerinin hukukla yüzleşme ve milletin derin hafızasında mahkûm olma zamanıdır. Bu ihanet tezgahını tasarlayan hainlerin hukuk çerçevesinde yargılanarak, en ağır ve caydırıcı cezaları almasını bekliyoruz. Artık darbe kelimesinin literatürden kalkmasını istiyoruz.

 

Meclis'te siyasi partiler arasında takdir edilen bir yaklaşım varken toplumda ayırımcılık yapılması teröristlerin amacına ulaşmasına sebep olur. Sağduyu içerisinde hareket etmeliyiz.

Gün birlik günü, milletimize teşekkürler…

Milli İradeyi korurken şehit düşen vatandaşlarımıza ve güvenlik görevlilerimize Allah'tan rahmet, yaralılara acil şifalar diliyoruz.

Gün birlik günüdür. Demokrasimize sahip çıkan necip milletimize, halkımıza kararlılığı ile cesaret veren Cumhurbaşkanımız Sn. Recep Tayyip Erdoğan ve Sayın Başbakanımız ile hükümetimize, darbe girişimine destek vermeyen ve karşı mücadele eden Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarımıza, polisimize ve güvenlik güçlerimize, darbeye kalkışanlara bir ağızdan karşı çıkan parti liderleri ile STK'larımızın sağduyulu açıklamalarına ve basınımızın darbe karşıtı tutumuna sonsuz teşekkür ediyoruz.

Üretmeye ve demokrasi nöbetine devam edeceğiz…

Bizler de iş dünyası olarak,  üretmeye ve demokrasi nöbeti tutmaya devam edeceğiz.

Saygılarımızla,

İlgili Resimler

DEİK BAŞKANI ÖMER CİHAD VARDAN'IN YAŞANAN KALKIŞMA İLE İLGİLİ AÇIKLAMASI

DEİK BAŞKANI ÖMER CİHAD VARDAN'IN YAŞANAN KALKIŞMA İLE İLGİLİ AÇIKLAMASI

DEİK Başkanı Ömer Cihad Vardan yaşanan kalkışma ile ilgili şu açıklamayı yaptı: "Türkiye çok partili demokratik sistemini oturtmuş bir ülkedir. Hükümetler halkın iradesi ile seçilir ve görev yaparlar. Türk iş dünyası olarak, seçilmiş Hükümetimizin arkasındayız ve demokrasiye sahip çıkıyoruz. Her türlü darbeye karşıyız. Seçimle gelmiş bir Hükümet dışında hiçbir iradeyi tanımıyoruz. Ülkemizin bu kalkışmadan daha güçlenerek çıkacağına inancımız tamdır".

İlgili Resimler

DEİK YÖNETİM KURULU, BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FARUK ÖZLÜ’YÜ ZİYARET ETTİ

DEİK YÖNETİM KURULU, BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FARUK ÖZLÜ'YÜ ZİYARET ETTİ

DEİK Başkanı Ömer Cihad Vardan ve DEİK Yönetim Kurulu Üyeleri, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Faruk Özlü'yü 14 Temmuz 2016 tarihinde  Ankara'da ziyaret ederek hayırlı olsun dileklerini iletti.

DEİK Başkanı Ömer Cihad Vardan başkanlığındaki ziyarete, DEİK Yönetimi Kurulu Başkan Yardımcısı Mithat Yenigün, DEİK Yönetim Kurulu Üyeleri Rona Yırcalı, Zeynep Bodur Okyay, Ali Kibar, Ahmet Nazif Zorlu, Halil Aydoğan ve Orhan Sabuncu, DEİK Denetim Kurulu Başkanı Pınar Eczacıbaşı, DEİK Afrika Bölgesi Koordinatör Başkanı Tamer Taşkın ve DEİK/Türkiye-Peru İş Konseyi Başkanı İbrahim Yıldırım  katılım sağladı.

Toplantıda, DEİK Başkanı Ömer Cihad Vardan, Başbakan Yardımcısı Nurettin Canikli'ye DEİK'in yapısı ve yürüttüğü faaliyetler hakkında bilgi verdi. 

İlgili Resimler

DEİK YÖNETİM KURULU, GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI BÜLENT TÜFENKCİ’Yİ ZİYARET ETTİ

DEİK YÖNETİM KURULU, GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI BÜLENT TÜFENKCİ'Yİ ZİYARET ETTİ

DEİK Başkanı Ömer Cihad Vardan ve DEİK Yönetim Kurulu Üyeleri, Gümrük ve Ticaret Bakanı Bülent Tüfenkci'yi 14 Temmuz 2016 tarihinde  Ankara'da ziyaret ederek hayırlı olsun dileklerini iletti.

DEİK Başkanı Ömer Cihad Vardan başkanlığındaki ziyarete,  DEİK Yönetimi Kurulu Başkan Yardımcıları Halim Mete ve Mithat Yenigün, DEİK Yönetim Kurulu Üyeleri Rona Yırcalı, Zeynep Bodur Okyay, Ali Kibar, Ebru Özdemir, Halil Aydoğan ve Orhan Sabuncu, DEİK Afrika Bölgesi Koordinatör Başkanı Tamer Taşkın ve DEİK/Türkiye-Peru İş Konseyi Başkanı İbrahim Yıldırım  katılım sağladı.

Toplantıda, DEİK Başkanı Ömer Cihad Vardan, Başbakan Yardımcısı Nurettin Canikli'ye DEİK'in yapısı ve yürüttüğü faaliyetler hakkında bilgi verdi. 

İlgili Resimler

DEİK YÖNETİM KURULU, BAŞBAKAN YARDIMCISI NURETTİN CANİKLİ'Yİ ZİYARET ETTİ

DEİK YÖNETİM KURULU, BAŞBAKAN YARDIMCISI NURETTİN CANİKLİ'Yİ ZİYARET ETTİ

DEİK Başkanı Ömer Cihad Vardan ve DEİK Yönetim Kurulu Üyeleri, Başbakan Yardımcısı Nurettin Canikli'yi 14 Temmuz 2016 tarihinde  Ankara'da ziyaret ederek hayırlı olsun dileklerini iletti.

DEİK Başkanı Ömer Cihad Vardan başkanlığındaki ziyarete,  DEİK Yönetimi Kurulu Başkan Yardımcıları Halim Mete ve Mithat Yenigün, DEİK Yönetim Kurulu Üyeleri Zeynep Bodur Okyay, Ali Kibar, Ebru Özdemir, Ahmet Nazif Zorlu, Halil Aydoğan ve Orhan Sabuncu, DEİK Denetim Kurulu Başkanı Pınar Eczacıbaşı, DEİK Afrika Bölgesi Koordinatör Başkanı Tamer Taşkın ve DEİK/Türkiye-Endonezya İş Konseyi Başkanı Nail Kurt katılım sağladı.

Toplantıda, DEİK Başkanı Ömer Cihad Vardan, Başbakan Yardımcısı Nurettin Canikli'ye DEİK'in yapısı ve yürüttüğü faaliyetler hakkında bilgi verdi. 

İlgili Resimler

DEİK BAŞKANI VARDAN: “EN ÇOK İŞ DÜNYASI MUTLU OLACAK”

DEİK BAŞKANI VARDAN: "EN ÇOK İŞ DÜNYASI MUTLU OLACAK"

Rusya ile ilişkilerin normalleşmesi yönünde atılan adımı değerlendiren DEİK Başkanı Ömer Cihad Vardan, Türkiye-Rusya ilişkilerinin yeniden canlanmasıyla birlikte özellikle turizm, gıda, inşaat, enerji ve altyapı sektörlerinde işlerin düzelmesini temenni ettiğini ve bu yeni durumdan en çok iş dünyası mutlu olacağını söyledi.

"Bulunduğumuz coğrafyada Rusya Türkiye için, Türkiye de Rusya için çok önemli. Rusya, Türkiye'nin en fazla yatırım yaptığı ve bir çok kalemde bir numaralı ihracat pazarı konumunda olan ülke. Yılda 4 milyonu aşkın turist ile de Türkiye, Rus vatandaşları için önemli bir turizm destinasyonu. Keza, Türkiye'de başta nükleer santral olmak üzere, Rusya'nın önemli yatırımları mevcut. Ve bizler doğalgazımızın önemli bir kısmını Rusya'dan ithal ediyoruz. Dolayısıyla iki ülkenin bağlılığı ileri düzeyde.

Öte yandan bölgedeki zorlukları ve sıkıntıları hepimiz biliyor ve içten içe yaşıyoruz. Ancak yaşanan güçlükler ne olursa olsun, birbirine tarihi, kültürel ve ticari bağlarla bağlı iki ülke arasındaki ilişkilerin kesintisiz olarak devam etmesi gerektiğini düşünüyoruz. Soğuk Savaş sonrasında ilmek ilmek örülerek önemli bir seviyeye ulaşan ilişkilerimiz, Suriye Krizi ile arzu etmediğimiz bir noktaya gelmişti. Türkiye-Rusya ilişkilerinin yeniden canlanmasıyla özellikle turizm, gıda, inşaat, enerji ve altyapı sektörlerinde işlerin düzelmesini temenni ediyoruz.

Bu süreçte Rusya'nın yeniden uygulamaya başladığı vize uygulamasına son verilmesini ve başta taşımacılık ile yaş meyve-sebze sektörü olmak üzere Türkiye'den yapılan ihracat mallarına uygulanan tarife dışı engellerin de hızlıca kaldırılmasını beklemekteyiz. Turizm açısından da hem bu yılın kalanında, hem de önümüzdeki yıllarda Türkiye'nin Rus turistler için yine ilk ve önemli bir destinasyon olmasını arzu etmekteyiz.

Sonuç itibariyle, komşuları ile barış içinde yaşayan, karşılıklı yatırım ve ticaret yapan, bölgesel sorunları kurulacak mekanizmalar içinde çözen bir konjonktürün yeniden doğmasını memnuniyetle karşılıyoruz. Ortaya çıkan sorunlardan en çok iş dünyası etkilenmişti, ortaya çıkacak yeni durumdan da en çok iş dünyasının mutlu olacağını düşünüyoruz".

İlgili Resimler

DEİK BAŞKANI VARDAN: "İNGİLTERE REFERANDUMU KÜRESEL RİSKLERİ TETİKLEYEBİLİR"

DEİK BAŞKANI VARDAN: "İNGİLTERE REFERANDUMU KÜRESEL RİSKLERİ TETİKLEYEBİLİR"

Gerçekleşen referandum sonrası İngiltere'nin AB'den çıkma kararını değerlendiren DEİK Başkanı Ömer Cihad Vardan, İngiltere'nin, Türkiye'nin Avrupa'da dış ticaret fazlası verdiği tek ülke, Almanya'nın ardından da en büyük ticari ortağı olduğunu söyledi. Karar sonrası şokun ardından orta vadede ticari ilişkilerin normale dönmesini beklediğini ifade eden Başkan Vardan: "İngiltere, Türkiye'nin önemli bir ticaret ortağı. Aynı zamanda İngiltere, AB sisteminin önemli bir parçası ve Avrupa içinde dış ticaret fazlası verdiğimiz tek ülke. Almanya'nın ardından en büyük ticaret hacmine sahip olduğumuz ülke İngiltere'nin üyelikten ayrılma kararı, elbette kısa vadede ciddi bir etki oluşturacaktır. Ancak şunu unutmamak gerekir ki, İngiltere, AB sisteminin ekonomik açıdan en liberal ülkelerinden bir tanesi. Ortak para birimi ve ortak sınır birliği politikalarda kendi sistemini uyguluyordu. Dolayısıyla kısa vadede şokun ardından, orta vadede durumun normalleşmesi beklentisi içerisindeyim. Ancak bu kararın birçok dinamiği etkileyeceği çok açık" dedi.

"DEİK'te 133 İş Konseyimiz ile küresel ekonominin tüm aktörleriyle ilişki içerisindeyiz. Riskler, sadece İngiltere ile sınırlı değil. Halen 2008 mali krizinin artçı şoklarını yaşıyoruz. Kriz, durgunluk, korumacılık ve sistem karşıtı hareketler aslında bir çok ülkede görülüyor. Bu sene ABD seçimleri var; orada da ciddi riskler görüyoruz. Ayrıca seneye Fransa'da seçimler olacak ve aşırı sağcı bir yönetimin seçilme ihtimali söz konusu. Merkez Avrupa ülkelerinde de yükselen aşırı milliyetçi akımlar mevcut. Tüm bu gelişmeler, küreselleşme ve serbest ticaret karşıtı bir ortamın oluşmasına sebep oluyor. Dolayısıyla bu referandum, diğer ülkelerdeki riskleri de tetikleyebilir".

"Türkiye olarak, seçim kampanyalarında ana gündem maddelerinden bir tanesiyiz ve yüzyıllardır Avrupa ile iletişim içindeyiz. Avrupa'yı etkiliyoruz ve Avrupa'dan da etkileniyoruz. Görüldüğü şekilde eğer yeni bir dünya kurulursa, Türkiye, bu yeni düzenin kurucuları arasında yerini alacaktır. Ülkemiz güçlü siyasi iradesi, güçlü yönetişim becerisiyle bu süreçte güçlü bir ekonomik performans gösterebilir; iş gücünü verimlilik düzeyinde geliştirebilir ve bölgesel güvenlik ve istikrar politikalarına katkı sağlayabilir. Bu olursa da Türkiye, kıta Avrupa'sında şekillenecek yeni AB'nin eşitlik temelinde gerçek, kalıcı ve güvenilir bir ortağı olur.''

İlgili Resimler

İRAN PAZARI DEİK VE TİM MARKAJI ALTINDA

İRAN PAZARI DEİK VE TİM MARKAJI ALTINDA

Türkiye'nin İran pazarında etkinliğini artırabilmek için Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) ile Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) işbirliğine gitti. İki kurum, KPMG Türkiye Yönetim Danışmanlığı ile  "Ambargo Sonrası İran Ekonomik ve Ticari Etki Analizi" başlıklı raporu hazırladı. 

Rapora göre İran'a yönelik yaptırımların kalkmasından sonra düşen petrol fiyatları, bu ülkenin büyümesinde zayıflama beklentisi yaratmasına rağmen,  İran ekonomisinin 2016-2017 döneminde yüzde 4 ile 5.5 aralığında büyümesi öngörülüyor.

Gelecek 5 yılda ise İran'ın ithalatının yüzde 9,3 - 11,6 aralığında artış göstermesi beklenirken, rapora göre Türkiye'nin de bu ülkeye ihracatının aynı dönemde yıllık yüzde 13,7 oranında büyüyebileceğine dikkat çekiliyor.  

Raporu değerlendiren DEİK Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Cihad Vardan, "İran'ın küresel ekonomiye, özellikle batı pazarlarına entegrasyonu Türkiye üzerinden olacaktır" dedi.

TİM Başkanı Mehmet Büyükekşi ise, ambargonun kalkmasıyla İran'a ihracatın 2016 yılında artışa geçtiğini, enerji, otomotiv ve makine sektörlerinin ise gelişmelerden olumlu etkileneceğini söyledi.

16 Haziran 2016, İstanbul – Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) ve Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) işbirliğiyle KPMG Türkiye Yönetim Danışmanlığı tarafından "Ambargo Sonrası İran Ekonomik ve Ticari Etki Analizi" başlıklı rapor hazırlandı. DEİK Başkanı Ömer Cihad Vardan ile TİM Başkanı Mehmet Büyükekşi tarafından kamuoyu ile paylaşılan raporda, İran pazarının bölge ve Türkiye ekonomisine etkileri, bu ülke pazarında yaptırımlar sonrasında değişecek rekabet koşulları ve sektörel düzeyde Türk şirketleri için doğabilecek fırsat ve risklere karşı değerlendirmeler yer alıyor.

DEİK Yönetim Kurulu Üyesi ve Limak Yatırım Yönetim Kurulu Başkanı Ebru Özdemir başkanlığındaki bir yönlendirme komitesinin katkılarıyla hayata geçirilen proje, İran'a yönelik uluslararası yaptırımların kalkmasının ardından Türkiye'nin bu pazarda etkinliğini artırabilmesi için adeta yol haritası olacak.

DEİK Başkanı Vardan: "İran küresel pazara entegre oluyor"

Raporu değerlendiren DEİK Başkanı Ömer Cihad Vardan, "Soğuk Savaş'ın bitmesiyle Doğu Blok'unun küresel ekonomiye dahil olmasından sonra en büyük küresel ekonomik entegrasyon ile karşı karşıyayız. Yaptırımların kalkması ile Dünya Ticaret Örgütü'ne üye olmayan ve en büyük ekonomi olan komşu ülke İran, yeniden küresel pazara entegre oluyor" dedi.

DEİK Başkanı Vardan ayrıca: "İran'ın küresel ekonomiye, özellikle batı pazarlarına entegrasyonu Türkiye üzerinden olacaktır. Bölgede ticareti ve yatırımları etkileyecek büyük çapta bir jeopolitik risk oluşmadığı sürece Türkiye bu sürecin en önemli oyuncusu olacak, şirketlerimiz ticaret, yatırımlar, hizmetler kanalıyla İran'ın sunduğu iş potansiyelini karlı yatırımlara dönüştürecekler. Yaptırımlar sonrasında böylesine bir varlık gösteren ülke olan Türkiye'nin eski iş ilişkileri, coğrafi yakınlık ile Türkiye'nin komşu ülke İran'a ihracatı yeni dönemde iki haneli artış gösterecek ve kısa bir sürede 30 milyar ABD Doları ticaret hedefine daha da yaklaşacağız" şeklinde konuştu.

TİM Başkanı Büyükekşi: "Ambargoyla İran'a ihracat kaybı 5,72 milyar dolar"

TİM Başkanı Mehmet Büyükekşi de İran'ın ambargo öncesindeki 2012 yılında en çok ihracat yapılan ülkeler arasında üçüncü sırada yer aldığını anımsatarak, "O dönem genel ihracatımızın yüzde 6'sını İran ile gerçekleştiriyorduk. Ambargo ile birlikte, İran'a ihracatımızda ciddi düşüşler oldu. İran'a 2013'te ambargo uygulanmasıyla 2015 yılına kadarki ihracat kaybımız 5,7 milyar doları buldu" dedi.  

Ambargoların geçen ocak ayında kalkmasıyla İran'a ihracatın 2016'da artışa geçtiğini vurgulayan Büyükekşi, şöyle devam etti:

"İran, ticari ilişkilerde dünyanın cazibe merkezi olma yolunda ilerliyor. İhracatçı Eğilim Anketimizin sonuçlarına göre, İran; ihracatçılarımızın hedef ülke sıralamasında ABD'den sonra ikinci sırada yer aldı. Enerji, otomotiv, makine sektörlerimiz gelişmelerden olumlu etkilenecek.  Ambargonun kalkmasının ardından TİM olarak İran'da Türkiye Ticaret Merkezi açtık. Tahran'daki dev ticaret merkezimiz 4 bin metrekarelik. Burada, farklı sektörlerden 60 firmamız ürünlerini sergileyebilecek. Yurtdışında atak yapmak isteyen firmalarımız için bu büyük bir fırsat."

Çalışmayı Cumhurbaşkanı, Başbakan ve ekonomi yönetimine takdim ettiklerini belirten Vardan ile Büyükekşi,  Cumhurbaşkanlığı himayelerinde ve Ekonomi Bakanlığı eş güdümünde rapor çerçevesindeki hedefleri kamu ile işbirliği içinde hayata geçireceklerini ifade etti.

 

"Ambargo Sonrası İran Ekonomik ve Ticari Etki Analizi"

Basın Özeti

Temel Bulgular

Çalışma 5 ana başlıktan oluşmaktadır:

1.     Genel Ekonomik Görünüm ve İş Yapma Ortamı,

2.     İran Üzerindeki Mevcut Uluslararası Yaptırımlar ve Etkileri,

3.     Yaptırımlar Sonrası Dönem ve Global İş Dünyası Üzerindeki Etkileri,

4.     Sektörel Analizler,

5.     Türkiye'nin İran Pazarındaki Rekabetçiliğini Koruması ve Yeni İş İmkânlarının Değerlendirilebilmesi İçin Temel Yaklaşım.

 

"Uluslararası baskı ve yaptırımlar İran ekonomisini potansiyelin altında bıraktı"

İran ekonomisi devrimden sonrageçen 37 yıl boyunca uluslararası toplumdan gördüğü baskı ve yaptırımlar yüzünden gerçek potansiyelinin çok altında bir performans sergilemektedir.

İran üzerinde bugüne kadar; İran'dan yapılacak ürün ithalatının sınırlandırılması, şirketlerin İran petrol ve doğal gaz sektörüne yatırım yapmalarının engellenmesi, İran'ın uluslararası ticari ortaklarla iş yapmasının kısıtlanması ve İran bankalarının kara listeye alınması şeklinde yaptırımlar uygulandı.

Bu yaptırımlara rağmen, İran, sahip olduğu zengin doğal kaynakları, eğitimli nüfusu ve avantajlı jeopolitik konumu sayesinde Orta Doğu'nun hâlâ kilit ekonomilerinden birisidir.

Yaptırımların İran'ın büyüme performansı üzerindeki etkisini 2010'da, yaptırımların sıkılaştırılmasından sonra görülmeye başladı,  Dünya Bankası'na göre, ABD ve AB yaptırımları İran'da 2012-2014 arası dönemde toplam ihracat gelirinin %13,5'ine denk gelen 17,1 milyar dolarlık bir kayıp yarattı.

 

"İran yaptırımların kalkmasıyla potansiyelini açığa çıkarma fırsatı yakaladı"

2016 yılı başı itibariyle yaptırımların kaldırılmasıyla birlikte, İran gerçek potansiyelini açığa çıkarma fırsatını yakalamış bulunuyor.

Yaptırımların kaldırılmasının, ekonomi üzerinde üç etkisi olması ve bunların da İran ekonomisini önemli ölçüde iyileştirmesi beklenmektedir:

i)         petrol üretimindeki artışla birlikte ülke gelirlerini ve petrol dışı sektörlerin gelişimini olumlu etkilemesi

ii)        uluslararası ticari maliyetlerde azalma

iii)       yabancı yatırımlarla birlikte ticarette liberalleşme

Buna karşın, düşen petrol fiyatları nedeniyle, reel GSYİH artışının 2016/17 yılında % 4,2-5 aralığında gerçekleşebileceği tahmin edilmektedir.

 

"Düşük petrol fiyatları İran ekonomisi için en önemli risktir"

Ancak, İran'ın ekonomik büyümesi ağırlıklı olarak petrol üretimi ve ihracatına bağlı olması nedeniyle, petrol fiyatlarındaki düşük seyir, büyümenin önündeki en önemli risklerden biridir.

Yeni ılımlı kabine ve politikalardaki kademeli iyileşmelerin, İran için daha iyi bir ekonomik ortamın temellerini atması beklenmektedir. Buna göre, 2015/16 ile 2020/21 arasında İran için ithalat büyümesi oranının %9,3 ila %11,6 arasında olması öngörülmektedir.

 

"Türkiye'nin İran'a ihracatı çift haneli olarak artabilir"

Geleceğe bakıldığında, en iyi senaryoda Türkiye'nin İran'a olan ihracatındaki artışın önümüzdeki 5 yılda (2016/17 - 2020/21)  %13,7 seviyesinde gerçekleşebileceği öngörülmektedir.

Buna paralel olarak da, Türkiye'nin İran'a yaptığı ihracatın 2020/21 itibariyle 5,1 milyar ABD Dolarına ulaşması muhtemeldir.

Ayrıca, metal ve ulaştırma sektörlerindeki büyümenin, Türkiye'den İran'a olan ortalama ihracat büyümesinin üzerinde gerçekleşmesi beklenmektedir.

İyi senaryoda metal ve ulaştırma sektörlerinin Türkiye'den İran'a olan ortalama ihracat büyümesinin üzerine çıkacağı tahmin ediliyor.

 

"İran'ın öne çıkan 12 sektörünün detaylı analizi yapıldı"

Proje kapsamında 12 sektör yaptırımların kalmasıyla birlikte fırsatları ve riskleriyle birlikte detaylı bir şekilde incelenmiştir.

1.        Petrol ve doğalgaz

2.        Petrokimya

3.        Enerji

4.        Otomotiv

5.        Madencilik, değerli taş ve mücevher

6.        Perakende

7.        İnşaat ve altyapı

8.        İnşaat malzemeleri

9.        Makine

10.      Tekstil

11.      Sağlık

12.      Turizm

 

 

Türkiye'nin İran Pazarındaki Rekabetçiliğini Koruması ve Yeni İş İmkânlarının Değerlendirilebilmesi İçin Temel Yaklaşım:

 

Türk şirketlerinin yaptırımlar sonrası İran pazarındaki rekabet gücünün artarak korunması için şirketler, iş dünyası temsil kuruluşları ve kamu otoritesinin eş güdüm içinde doğru adımları atması ve gereken önlemleri alması önem taşıyor.

 

İran, ekonomik büyüme hedefine ulaşabilmek için yabancı yatırımlara ihtiyaç duymaktadır. Bu bağlamda,  İran hükümeti üç kritik nokta üzerinden yabancı yatırımları değerlendirmektedir.

 

·        İlk olarak, İran'ın ekonomik büyüme ve teknoloji transferi anlamında başarıya ulaşabilmek için mutlaka desteğe ihtiyacı bulunmakta ve bu da yaklaşık 250 milyar dolarlık yabancı yatırım anlamına gelmektedir.

 

·        İkincil olarak, İran'ın teknolojik altyapı eksikliği dikkate alındığında, teknoloji ve bilgi birikimi transferinde güçlü ülkelerin bu yarıştan galip çıkma şansı daha fazladır.

 

·        Son olarak da, İranlıları istihdam edecek yabancı yatırımcıların şansı daha fazla görünmektedir.

 

 

İran iş yapmak için zorlu bir pazar konumundadır, bu nedenle yabancı şirketlerin İran'a özgü iş ortamını ve kültürünü dikkate alarak strateji geliştirmesi önerilmektedir.

 

•      İran pazarına yatırım yapmak isteyen Türk yatırımcılara, hem bu kendine özgü pazar yapısını analiz etmek hem de İranlı karar vericilerle sıkı ilişkiler geliştirmek için yeterince zaman ayırmaları önerilebilir.

 

•      Ayrıca yatırım stratejisinin; özellikle vergi yükü, lojistik/tedarik zinciri yönetimi, izin ve onay süreçleri ve teknolojiye erişim konuları dikkate alınarak daha ilk aşamalarda detaylı bir şekilde analiz edilmesi de önerilebilir.

 

Diğer taraftan,  İran yaptırımlar nedeniyle, ticari işlemlerle ilgili finansal anlaşmalar konusunda, hâlâ kendine özgü yapısını korumakta.

 

•      İhracatın en önemli unsurlarından biri ödemeyi zamanında ve tam alabilmek olduğundan, hem alıcının finansal ihtiyaçlarına uygun hem de ödememe riskini en aza indirecek uygun bir ödeme yöntemi seçilmesi faydalı olacaktır.

 

•      İran pazarındaki müşterilerin karşısına daha rekabetçi koşullarla çıkabilmek için bazı risk azaltıcı tedbirlere başvurmak gerekebilir. Bu tedbirler, daha cazip finansal koşullar içeren ihracat işletme sermayesi finansmanı temin etmek için de gerekli olabilir.

 

Kamu kuruluşları, İran'a yapılacak ihracat hacmini artırmak amacıyla ihracat işletme sermayesi finansmanını destekleyebilirler. Böylece, ihracat faaliyetlerinden elde edilen finansal alacakların teminat altına alınması kolaylaşacak ve ihracat riski azalacaktır. Öte yandan, finansal ve politik riskleri uygun politikalarla azaltmak da Türk yatırımcıların başarısında katalizör görevi görebilir.

 

•      Kamu otoriteleri, ihracat faaliyetlerinden elde edilen finansal alacakları teminat altına almak için,  şirketlerin ihracat işletme sermayesi fonlarını destekleyebilirler.

 

•      Kamu kuruluşlarının, Türk yatırımcıları ve ihracatçıları desteklemek için finansal ve politik riskleri MIGA, Türk Exim Bankası,  ve İslam Kalkınma Bankası gibi çeşitli kurumların enstrümanları ve ürünleri aracılığıyla azaltmak için girişimde bulunması önerilebilir.

 

•      Türk hükümeti;  yatırımcıların vergi, gümrük veya mevzuatla ilgili sorunları aşmalarına yardımcı olmak amacıyla İran ile yeni kapsamlı anlaşmalar imzalayabilir veya mevcut anlaşmaların kapsamını genişletebilir.

 

•      Transit ticaret hacminin artması için, Türkiye'nin genel lojistik politikalarını yeniden değerlendirmesi ve bu noktada İran'ı da önemli bir bölgesel oyuncu olarak kapsama dahil etmesi tavsiye edilebilir.

 

 

DETAYLI SEKTÖREL ANALİZ

 

Petrol ve doğal gaz

 

Dünyanın en büyük 2. doğal gaz rezervine sahip olan İran aynı zamanda dünyanın en büyük 4. petrol rezervlerine de sahiptir. Petrol İran için eskiden beri önemli bir gelir kaynağı olduysa da, yaptırımlar nedeniyle İran'ın petrol arzında önemli düşüşler yaşanmıştır.

 

Yaptırımların kaldırılmasıyla birlikte, İran'ın petrol ihracatının artması beklenmekte ve bununla birlikte, İran'ın ham petrol üretimini küresel pazardaki arz fazlasına rağmen artırmaya çalışacağı gerçeği de unutulmamalıdır. Daha yüksek üretim hacimlerine ulaşmak için, İran'daki rafinerilere ciddi yatırımlar yapılması gerekmektedir. Özellikle üretime dönük endüstride (upstream) modern teknoloji transferine ihtiyaç duyan İran, sektöre yabancı yatırım çekebilmek amacıyla eski «geri satın alma (buy back)»sözleşmelerini,  yeni İran Petrol Sözleşmesi (Iran Petroleum Contract, IPC) ile değiştirmeye başlamıştır.

 

Diğer taraftan, İran'ın doğal gaz üretimi devasa rezervlerine karşın, yurt içi talebi karşılamakta zorlanmaktadır. Ancak, 2015 yılında Güney Pars doğal gaz sahasındaki yeni üretim sahalarının tespiti sonucunda, İran'ın doğal gaz üretimi önceki yıllara kıyasla daha yüksek bir büyüme kaydetmiştir. İran'ın doğal gaz ihracatındaki artışın, kısa vadede ağırlıklı olarak bölge ülkelerinden sağlanacağı;  doğrudan yabancı yatırımların etkisininse daha uzun vadede görüleceği tahmin edilmektedir.

Devlete ait olan İran Ulusal Petrol Şirketi (NIOC), İran Ulusal Doğal Gaz Şirketi (NIGC) ve Ulusal Petrokimya Şirketi (NPC); ülkenin petrokimya sektörünün yanı sıra petrol ve doğal gaz sektörünün de satışa dönük (down-stream) ve üretime dönük (up-stream) faaliyetlerinde hakim konumdadır. İran Ulusal Petrol Şirketi (NIOC) şu anda 48 farklı sahada ve 17 keşif parselinde toplam 49 proje yürütmektedir.

Bu bağlamda, İran Türk şirketlerine, özellikle dağıtım konusunda, downstream (satışa dönük) sektöründe önemli fırsatlar sunuyor. Türk firmaları, ABD'li ve Avrupalı şirketlerle İran pazarında satışa dönük (down-stream)  faaliyetlerde ortaklık yürütebilirler.

 

Petrokimya

Petrol dışı sektörlere ve ekonomiye büyük katkı potansiyeli nedeniyle petrokimya sektörü İran tarafından stratejik olarak görülmektedir. Uygulanan sıkı yaptırımlara rağmen;  2000'li yılların başında 9 milyon ton seviyesinde olan temel kimyasallar, polimerler, gübre ve aromatikler gibi toplam petrokimyasalların üretim kapasitesi 60 milyon ton seviyelerine ulaşmıştır. 2014 yılında %19'u Ortadoğu'da olmak üzere, dünyada 135 milyon ton etilen üretilmiştir. Bölgede petrokimya üretiminde başı çeken iki ülke Suudi Arabistan ve İran'dır.

Zengin doğalgaz rezervleri ve etan bazlı üretim yapısı İran'ın petrokimya sektörünün en önemli itici gücü durumundadır. Önümüzdeki dönemde yaptırımların kaldırılması ile birlikte, doğalgaz sahalarının daha aktif hale gelmesi, hem yeni etilen üretim yatırımlarının oluşmasına hem de yeni polimer üretim kapasitesinin gelişmesine imkan tanıyacaktır. 2013 yılına kadar İran petrokimya ürünlerinin ana ihraç pazarı Avrupa ülkeleri olmuştur; fakat Avrupa pazarının ambargolar nedeniyle daralmasıyla, İran ihracatı Çin ve Hindistan'a yönelmiştir.

Bunların yanında, gelişen İran ekonomisiyle, önemli bir hedef pazarın da Türkiye olması beklenmektedir. Mevcut öngörülere göre, petrokimya sektöründe kapsamlı bir yatırım ve büyüme planlayan İran'ın, sonraki süreçte hammadde avantajını da kullanarak;  plastik, kauçuk, elyaf ve ambalaj gibi alt sektörlerde de büyümesi beklenmektedir.

Bu durum,  Türkiye gibi hammadde konusunda ithalata bağımlı ülkeler açısından rekabeti önemli ölçüde arttıracaktır.

Enerji

İran'ın mevcut kurulu kapasitesi yaklaşık 75 GW'tır. İran elektrik üretimi, büyüme trendindedir. Ülke, 2014/15 yılında 272 terawatt saat (tWs) elektrik üretmiş, net ihracatçı olmasına rağmen, yüksek ve dalgalı seyreden yurt içi talep nedeniyle elektrik ithalatına yüksek bir bütçe harcamaktadır.

Diğer taraftan, Avrupa'daki kişi başına kurulu kapasite (kW/kişi) ve toplam kapasite kullanımı İran'ın iki katı (İran'ın kapasite kullanımı yaklaşık %37) düzeyindedir.

İran'ın ulusal enerji politikasına göre, enerji kapasitesinden istifade edilmesine büyük önem verilmektedir. İran hükümeti, 2021 yılına kadar hedeflediği 100 GW kapasiteye ulaşabilmek amacıyla, önümüzdeki 20 yıl için 800'den fazla proje planlamaktadır.

İran doğal fosil kaynaklar bakımından zengin olsa da fosil kaynaklarla üretilen enerjinin yenilenebilir enerji kaynaklarıyla ikame edilmesi gerekmektedir.İran, kırsal alanların alt yapısını geliştirmek amacıyla da yenilenebilir enerji kaynaklarına yatırım yapma konusunda oldukça isteklidir.

Özel şirketler, modernizasyon ve yeni tesis yatırımları için teşvik edilmektedirler. Buna paralel olarak;  İran, kolaylaştırılan bürokrasi, daha basit hale getirilen lisans alma süreci ve daha cazip bir teşvik yapısıyla yenilenebilir enerji hedefine doğru hızla ilerlemektedir (ileri sürülen mevcut potansiyel: 10 GW güneş ve 30 GW rüzgar enerjisi). İran'ın enerji alanındaki hedeflerine ulaşabilmesi amacıyla; Enerji Bakanlığı 2014 yılı başlarında, yenilenebilir enerji kaynaklarından üretilen elektriğe yönelik olarak beş yıllık bir tarife garantisi sistemini uygulamaya koymuştur.

Türk yatırımcılar açısındansa, elektriğin ortalama tüketici fiyatı (İran: yaklaşık 8$/MWs, Suudi Arabistan:32$/MWs, Türkiye: 85$-144/MWs)yatırım iştahının başlıca belirleyicisi durumunda olsa da, enerji santrali modernizasyon projeleri ve yenilenebilir enerji alanında fırsat görülmektedir.

Öte yandan Türkiye'de atıl durumda olan doğal gaz santrallerinin, İran'a taşınması da değerlendirilebilir.

Ayrıca yüksek sermaye gerektiren büyük çaplı yatırımlar söz konusu olduğunda, enerji sektörünün hala devlet güdümünde işlediği, İran'ın karmaşık karar alma mekanizmalarına ve bazı zorluklara sahip olduğu unutulmamalıdır. Son olarak, tarife garantisi sisteminin karmaşık yapısından ötürü, yatırımcıların üretim maliyetlerinin karşılanamaması riski de mevcuttur.

Otomotiv

İran Orta Doğu'nun en büyük otomotiv endüstrisine sahip olup, dünyanın da en büyük 20 otomobil üreticisi arasında bulunmaktadır. Ülkenin en büyük ikinci sektörü olan otomotiv, GSYİH'nın %10'unu oluşturmaktadır. Diğer taraftan, İran'a uygulanan yaptırımlardan en çok etkilenen ikinci sektör de otomotiv sektörü olmuş ve bu durum 2011-2013 arasında otomobil satışlarında %51,2'lik bir düşüşe yol açmıştır. Ancak, 2020'ye kadar, otomobil satışlarının 2014'teki seviyelerini neredeyse ikiye katlayarak 2 milyona ulaşması muhtemel görünmektedir.

Yerel oyuncular olan IKCO ve Saipa, yurt içinde üretilen otomobillerin %90'ından fazla payı ellerinde tutarak, piyasada hakim konumda bulunmaktalar. Ayrıca, bu şirketler başta Çinli üreticiler olmak üzere, pek çok küresel otomobil üreticisiyle ortaklık ilişkisi yürütmekteler.

Çinli otomobil üreticileri yabancı rakiplerine kıyasla daha güçlü konumda olsalar da, İran pazarı orta vadede özellikle yedek parça ve aksesuar alanında Türk otomotiv sektörü için de oldukça cazip bir pazar olma potansiyeline sahiptir.

Madencilik

Zengin maden kaynaklarına sahip olan İran,  dünyanın en büyük bakır, çinko ve demir cevheri rezervlerinden birini de barındırmaktadır. Faaliyette olan 6.000 madendeki, kanıtlanmış toplam rezerv yaklaşık 43 milyar ton civarında olup,  bunun da değeri yaklaşık 700 milyar dolardır. Öte yandan, İran madencilik alanında önemli bir potansiyele sahip olsa da, yaptırımlar nedeniyle ileri teknolojiye ve bilgi birikimine ulaşılamaması sektörün geri kalmasına yol açmıştır. İran hükümeti, madencilik sektörünün %90'ını, doğrudan ya da çeşitli şirketler aracılığıyla dolaylı olarak kontrolünde tutmaktadır. Gelecek dönemde ise;  hükümet, FIPPA aracılığıyla yabancı yatırımcılara %80 ila %100 arasında vergi muafiyetleri tanıyarak bu sektöre yabancı yatırımı çekmeyi hedeflemektedir.

Türk yatırımcıların özellikle üretime dönük (up-stream) projeleriyle İran madencilik sektörüne adım atabilmesi içinse, hükümet seviyesinde destek kritik öneme sahiptir.

Perakende

Geleneksel bağımsız ve küçük ölçekli bakkal/marketlerin hakimiyetinde olan perakende sektörünün; yaptırımların kaldırılmasından sonra, uzun vadede organize mağazalardan oluşan bir yapıya dönüşmesi  beklenmektedir. Bu da sektörün %99,8'ini oluşturan geleneksel market ve market dışı perakende işletmelerini doğrudan etkileyebilecek bir gelişme olsa da, organize olmayan geleneksel dağıtım ağı modernleşmeyi sınırlamakta ve fiyatlamayı etkilemektedir. Bu bağlamda, hükümet kayıt dışı ticareti azaltmayı hedeflemekte ve belirli ölçüde başarılı olmuş durumdadır.

Önümüzdeki dönemde, İran'daki olumlu tüketici harcaması trendlerinin perakende sektörünü şekillendirmesi beklenmektedir. Bu bağlamda, yaptırımlar döneminde İran ekonomisinin itici gücü olan perakende sektörünün 2019'a kadar %18'lik bir ortalamayla büyümesi (YBBO) ve 2020 itibarıyla 202 milyar dolara ulaşması beklenmektedir. Gıda dışı perakendeninse (giyecek, ayakkabı, restoran ve ev gereçleri gibi) 2021 yılında 93 milyar dolarbüyüklüğe ulaşması öngörülmektedir.

İran perakende sektörü Türk markalar için de önemli fırsatlar sunmaktadır. Güçlü bir iş ortağı ağıyla faaliyet göstererek; marka gelişimine, mağaza içi atmosfere ve müşteri hizmetine odaklanmak başarılı olmanın en önemli koşulları olarak görülmektedir. Ayrıca, dağıtım için doğru işbirliklerinin yapılması ve işin bölgelere bölünerek yönetilmesi de başarı için kilit rol oynamaktadır.

İnşaat ve Altyapı

Uluslararası yaptırımlar tüketicilerin satın alma gücünü ve konut fiyatlarını doğrudan etkilediğinden, İran inşaat sektörünün de zayıflamasına yol açmış ve  İran yıllar süren yaptırımlar boyunca; demiryollarını, metro hatlarını, rafinerilerini ve diğer temel altyapılarını revize edememiştir.

İran altyapı inşasına ihtiyaç duymakta ve artan genç nüfusun uygun fiyatlı konutlara ihtiyacı bulunmaktadır. Hükümet de, inşaat sektörünü desteklemek amacıyla Mehr adında büyük bir konut projesi başlatmış ve özellikle düşük gelir grubuna yönelik çeşitli konutlar inşa etmiştir. Ancak  hükümet destekli konut projeleri halktan gelen yoğun talebi karşılayamamıştır.

JCPOA'nın imzalanmasından sonra İran hükümeti, yabancı şirketleri ülkedeki inşaat projelerine çekebilmek amacıyla bazı ülkelerle mutabakat anlaşmaları imzalamıştır. Başlıca projelerin ise havalimanı, demiryolu ve metro modernizasyonlarından oluşması beklenmektedir. Bu projeler ikili anlaşmalar yoluyla hükümetler tarafından desteklense de, ulusal projelere girmek hâlâ bazı riskler barındırmaktadır.

Geçmişte Türk şirketleri bu sektördeki yatırım ve projelerini tamamlama konusunda önemli bürokratik zorluklarla karşılaşmıştır. Bu nedenle, İran inşaat pazarına girmeyi düşünen Türk şirketlerin; olası hükümet desteklerini araştırmalarında ve ilgili riskleri iyi analiz etmelerinde fayda vardır.

İnşaat malzemeleri

İran inşaat malzemeleri sektörü önemli bir büyüme potansiyeline sahip. İran, zengin doğal kaynakları ve ucuz iş gücü sayesinde, çimento ve seramik gibi enerji yoğun inşaat malzemelerini Türkiye gibi enerjiye bağımlı ülkelerden çok daha ucuza üretebilmektedir. Bu sayede İran'ın, hem yurt içi pazarda hem de küresel pazarlarda önemli bir rekabet avantajına sahip olması beklenmektedir.

İran'ın Türkiye'nin ihracat yaptığı pazarlara ve hatta Türkiye'nin doğu bölgelerine hali hazırda ağırlıklı çimento olmak üzere inşaat malzemeleri ihraç ettiği gerçeği de dikkate alındığında; Türkiye İran'ın sahip olduğu bu enerji avantajını pazardaki bir tehdit unsuru olarak değerlendirebilir. Zira bu rekabetçi avantaj, Türk şirketlerin iç pazarlarının bir kısmındaki ve bazı ihracat noktalarındaki rekabetçi avantajlarını kaybetmelerine yol açabilir.

Makine

İran makine sektörü, 12,2 milyar dolarlık ithalat hacmiyle İran'ın en büyük ithalat kalemidir. Makine imalat sanayinin 2012/13 döneminde 29.008 milyar İran riyali tutarındaki üretim hacmiyle İran GSYİH'sine %4,4'lük bir katkı yaptığı düşünüldüğünde, makine sektörünün, İran'ın acilen ihtiyaç duyduğu doğrudan yabancı yatırımları ülkeye çekerek sanayi modernizasyonunun itici güçlerinden biri olacağı söylenebilir.

Türkiye ile İran arasındaki makine ürünleri ticareti ise, bu sektörde ikili ticaret hacminin %97'sinden fazlasını oluşturan Türk makine ihracatına dayanmaktadır. Yaptırımların kaldırılmasından sonraysa, Avrupalı ürünlerle aynı  kaliteyi daha uygun fiyata sunan Türk firmalarının İran'a ihracat hacmini artırmaya yönelik önemli bir fırsat doğmuş oldu.

Tekstil

Yurt içi talebe rağmen, yabancı üreticilerle olan rekabet ve yaptırımlar nedeniyle makine yedek parçalarında sıkıntı yaşanması, İran'ın yerli tekstil üretiminde daralmaya sebep olmuştur. Buna paralel olarak,  İran'ın kumaş ve giyim ithalatı son on yıl boyunca sürekli yukarı yönlü bir trend izlemiştir. Türkiye ise, BAE ve Çin'in ardından İran'a en fazla tekstil ürünü ihraç eden 3. ülke. olarak konumlanmıştır. Yaptırımların kaldırılması, tekstil sektörü için de fırsatları ve rekabeti birlikte getirecektir.

Türk tekstil ihracatçıları açısından bakıldığındaysa, kısa vadede ihracatı artırmaya yönelik en önemli fırsat, Tercihli Ticaret Anlaşması'nın (TTA) bir sonucu olarak bazı tekstil ürünlerine getirilen düşük gümrük tarifeleridir. Ancak, bu ayrıcalıklı ürünler dışındaki tekstil ürünlerine uygulanan tarifeler yüksek olduğundan, İran'da üretim yapılması da tercih edilebilir.

Sağlık

Nüfusu yıllık ortalama %1 artan İran'ın genç nüfusu dikkate alındığında, sağlık harcamalarının önümüzdeki 5 yılda %17'lik bir YBBO kaydetmesi beklenmektedir.  Yaptırımlar döneminde İran, bazı özel tedavi ilaçlarını temin etme konusunda önemli sıkıntılar yaşamış, bu da yurt içi üretimin artmasını tetiklemiştir. İran'ın yerli ilaç üretimi ağırlıklı olarak muadil ilaçlara dayalı olduğundan, gelişmiş ilaçlar konusunda ithalata olan bağımlılığının kısa ve orta vadede devam etmesi beklenmektedir. İran hükümeti ise, bu bağımlılığı ortadan kaldırabilmek için uluslararası şirketlerden bilgi ve teknoloji transferi yapmayı hedeflemektedir. Sanofi ve Novo Nordisk gibi uluslararası şirketler, önümüzdeki dönemde İran'da üretime yönelik yatırım yapmayı planlamaktadır.

İran'ın yerli üretimi korumaya yönelik politikaları nedeniyle, İran'a önümüzdeki dönemde "Türk Malı" ilaç ihraç etmek pek kolay olmayabilir. İran'da, yerli üretim muadili bulunan ilaçların ithal edilmesini engelleyen bir mevzuat düzenlenmiştir. Ayrıca İran, Türkiye'nin "iyi üretim uygulamaları" standartlarını tanımamaktadır.

İran hekimlerinin mevcut yetkinliğine ve sağlık hizmetlerinin ücretlerine bakıldığında; sektörde gerekli modernizasyon yatırımları sağlandığı koşulda, orta-uzun vadede sağlık turizmi alanında Türkiye'ye rakip olabileceği düşünülmektedir.

Turizm

İran devriminden sonra tüm uluslararası otel zincirlerinin ülkeden ayrılmasıyla, turizm sektörü 30 yıldan uzun bir süredir yerli otellerin hakimiyetinde bulunmaktaydı. İran'ın sahip olduğu turizm potansiyeli Avrupalı, Asyalı ve Körfez'deki uluslararası otel zincirlerinin ilgisini çekmeye başlamıştır.

Batılı ülkelerden ve Orta Doğu ülkelerinden İran'a giden turist sayısında artış yaşanmakta, bununla beraber gezi ve iş amaçlı seyahatlerin sayısının artmaya devam etmesi beklenmektedir. 2015 yılında yabancı turistlerin İran'da yaptığı harcamalarının 35.168 milyar İran riyali olarak gerçekleştiği tahmin edilmekte ve bu rakamın 2019 yılında 54.000 milyar İran riyaline çıkması beklenmektedir.

Yerli turizmin gücü, yaptırımlar dönemi boyunca İran otelcilik sektörünü ayakta tutmuş olsa da, politik istikrarsızlık ve oynak enflasyon İran turizm sektörünü tehdit etmeye devam etmektedir. Ayrıca İran turizm sektörü, ülkede alkollü içki kullanımının yasak olması ve kredi kartıyla ödeme seçeneğinin bulunmaması gibi önemli dezavantajlara da sahiptir.

İranlıların en fazla tercih ettiği yurt dışı turizm destinasyonlarından biri Türkiye olduğundan, yaptırımların kaldırılmasını takiben,  İran halkının refah seviyesinin artmasıyla birlikte İran'dan Türkiye'ye gelecek turist sayısında da önemli bir artış yaşanması beklenmektedir.

İlgili Resimler

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM, DEİK BAŞKANI ÖMER CİHAD VARDAN VE BERABERİNDEKİ HEYETİ ÇANKAYA KÖŞKÜ'NDE KABUL ETTİ

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM, DEİK BAŞKANI ÖMER CİHAD VARDAN VE BERABERİNDEKİ HEYETİ ÇANKAYA KÖŞKÜ'NDE KABUL ETTİ

Başbakan Binali Yıldırım, DEİK Başkanı Ömer Cihad Vardan ve beraberindeki heyeti 15 Haziran 2016 tarihinde Çankaya Köşkü'nde kabul etti.

DEİK Başkanı Ömer Cihad Vardan, Başbakan Binali Yıldırım ile görüşmelerine ilişkin olarak, "Önümüzdeki günlerde Sayın Başbakanımız ve ilgili bakanlarımız ile Türkiye'nin özellikle dış ekonomik işleri konusunda çok sıkı işbirliği içinde olacağımızı bugün netleştirmiş olduk" dedi.

DEİK Başkanı Vardan ve beraberindeki DEİK Yönetimi Kurulu Üyeleri, Başbakan Binali Yıldırım'ı, Çankaya Köşkü'nde ziyaret ederek hayırlı olsun dileklerini iletti. Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci'nin de hazır bulunduğu ziyarette, özel sektör iş dünyasının sorunları ve talepleri ele alındı. Vardan, Başbakan Yıldırım'a DEİK'in yapısı ve yürüttüğü faaliyetler hakkında bilgi verdiklerini söyledi.

Başbakan Yıldırım'ın, sadece ticaret ve yatırımlar noktasında değil aynı zamanda lobicilik konusunda da gerekli desteği vereceğini belirten Vardan, "Biz de bu şekilde önümüzdeki günlerde dünya genelindeki çalışmalarımız çerçevesinde hangi ülkelerin odak ülke olarak tayin edilebileceği, bu ülkelere ilişkin olarak hangi çalışmaların yapılabileceği ve ondan sonra o genişleme çerçevesinde, önerebileceğimiz konularda istişareler yaptık. Kendisini zaten yıllardır tanıdığımız, 'icracı, iş bitirici' olarak bildiğimiz bakanımız, bugün Başbakanlığa gelmiş olan Sayın Binali Yıldırım'ın, hakikaten bu görevde de ülkemize ciddi anlamda katkı sağlayabileceğini gördük. Bundan da son derece memnunuz. İnşallah önümüzdeki günlerde, Sayın Başbakanımız ve ilgili bakanlarımızla Türkiye'nin özellikle dış ekonomik işleri konusunda çok sıkı işbirliği içinde olacağımızı bugün netleştirmiş olduk. Ticaret yaptığımız, yatırım gerçekleştirdiğimiz, ihracat ve ithalat yaparken çalıştığımız dünya ülkeleri var. Bu çerçevede bazı ülkelerin odak ülke olarak tayin edilmesi ve bu ülkelerin özelinde de çalışma yapılması konusunda mutabık kaldık" dedi.

Vardan, ABD, Almanya, Çin, Rusya gibi ülkelerin önümüzdeki günlerde de yine Türkiye'nin radarında olacağını ve ticaret bakımından katkı sağlayacağına işaret etti ve sözlerine şöyle devam etti:"Bu ülkeler başta olmak üzere tabii ki Afrika pazarı bizim yeni açılmakta olduğumuz pazarlarımız. Biz bunlarla ilgili bir çalışma yapıp kendileriyle (Başbakan Yıldırım) paylaşacağız. Bazı ülkeleri odak ülke olarak tayin edip bu ülkeler üzerinde spesifik, biraz daha detaylı çalışma yapmaya gayret edeceğiz."

Görüşmede turizmi sektörünün sıkıntılarının da ele alındığını belirten Vardan, Başbakan Yıldırım'ın turizm alanına yönelik hazırlanan özel çalışmayı yakın zamanda açıklayacağını bildirerek, "Sadece Rusya ile değil, turizmin geliştirilmesi konusunda özel çalışmalarının olduğunu, bunları yakın zamanda açıklayacaklarını söylediler. Onları kendilerinden duyarsınız tahmin ediyorum. Turizm konusunda, önümüzdeki günlerde müjdeleyici haberleri olduğunun bilgisini almış bulunmaktayız." dedi.​