BAŞKAN'DAN

DEİK BAŞKANI OLPAK: TÜRKİYE YENİ BİR BAŞARI HİKAYESİ YAZIYOR

DEİK Başkanı Olpak, "Ağustos ayında 320 milyar metreküplük doğal gaz rezerviile ülkemizin en büyük doğal gaz keşfini gerçekleştirmiştik. Sayın Cumhurbaşkanımızın bugün milli enerjide yeni bir müjde daha verdi. Sakarya Gaz Sahası'ndaki Tuna-1 kuyumuzda, Fatih sondaj gemimiz ile bulunan 85 milyar metreküplük yeni keşfimizle birlikte bulunan rezerv miktarımız 405 milyar metreküpe çıktı. Karadeniz'de keşfettiğimiz bu doğalgaz rezervi, tarihimdeki en büyük hidrokarbon kaynağımız olma özelliği taşıyor. Ülkemizin yerli ve milli hamleleriyle gurur duyuyoruz. Türkiye enerji bağımsızlığında yeni bir başarı hikayesi yazmaya başladı. Bulunan rezervlerin kullanılmaya başlamasıyla enerji ithalatımızda önemli ölçüde azalma olacak bu da doğrudan cari dengemize pozitif katkı sunacak" dedi.

Olpak, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından açıklanan milli enerjide yeni müjde ile ilgili yazılı bir değerlendirmede bulundu.

Olpak, "Ağustos ayında yine Sayın Cumhurbaşkanımız tarafından açıklanan ve 320 milyar metreküplükle ülke tarihimizin en büyük doğal gaz rezervi keşfinin ardından, Karadeniz'in Fatih'i olarak da adlandırabileceğimiz, yerli ve milli sondaj gemimiz Fatih, yeni bir müjde getirdi. Cumhurbaşkanımızın bugün bizzat verdiği milli enerjide 85 milyar metreküplük yeni müjdeyle keşfedilen doğal gaz rezervimiz 405 milyar metreküpe çıktı. Enerji bağımsızlığımız adına tarihi ve gurur verici gelişmelere şahit oluyoruz. Yaklaşık iki ay arayla açıklanan doğal gaz keşiflerimiz ülkemizin ekonomisine katacağı ivmenin yanı sıra siyasi ve stratejik açıdan ülkemizi çok daha güçlü bir konuma taşıyacak.

Ülkemizinher yıl ortalama 40 milyar dolar civarında bir enerji ithalatı bulunuyor. Bu rakamın yaklaşık 10-15 milyar dolarlık bölümünü ise doğal gaz ithalatımız oluşturuyor. Cumhurbaşkanımızın ifade ettiği gibi bulunan rezervlerin 2023 yılından itibaren kullanılmaya başlamasıyla enerji ithalatımızda önemli ölçüde azalma olacak bu da doğrudan cari açığımızı azaltacak. Bununla birlikte, gaz konusunda transit ülke olmaktan çıkaracak proaktif girişimlerimizle, enerjide ihracat potansiyelimizin de ortaya çıkacağını ve bununla birlikte elde edeceğimiz işletim deneyiminin de bizi başka platformlara taşıyacağını düşünüyorum.

Devletimiz ve hükümetimizin benimsediği yerli ve milli hamleler, ülkemize yeni bir başarı hikayesi yazdırıyor. Bu hikâyenin kahramanları olan başta Cumhurbaşkanımız olmak üzere Hazine ve Maliye Bakanımız Berat Albayrak'a, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanımız Fatih Dönmez'e ve sondaj çalışmalarında emeği geçen herkese, Türk iş dünyası adına teşekkürlerimizi sunuyoruz.

TÜRKİYE-AFRİKA ARASINDA SANAL TİCARET KERVANI

 

80 ülkeden 33 bakan, 2 bin 500 iş insanı, 45 üst düzey konuşmacı buluştu; 253 sektörel görüşme yapıldı ve 70 bine yakın kişi sosyal medyadan takip etti. Türkiye ile Afrikalı iş insanlarının pandemi nedeniyle ilk kez online olarak buluştuğu Türkiye-Afrika Ekonomi ve İş Forumu'na, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da katıldı ve 50 milyar dolarlık ticaret hacmini hedef olarak ortaya koydu.

Türk ve Afrika iş dünyası, "Türkiye-Afrika: Pandemi Sonrası Dünyada Güçlü Ortaklar" temasıyla sanal platformda bir araya geldi. T.C. Ticaret Bakanlığı ve Afrika Birliği iş birliğinde Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) tarafından düzenlenen Türkiye-Afrika Ekonomi ve İş Forumu Sanal Platformu 8-9 Ekim 2020 tarihlerinde gerçekleştirildi.

Forum'a, T.C. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, T.C Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan, Afrika Birliği Komisyonu (AUC) Ekonomik İşler Komiseri Victor Harison, DEİK Başkanı Nail Olpak, DEİK/Türkiye-Afrika İş Konseyleri Koordinatör Başkanı Berna Gözbaşı ile 45 üst düzey konuşmacı, 2.500 Türk ve Afrikalı iş insanı, 46'sı Afrika'dan olmak üzere 80'e yakın ülkeden 33 Bakan ile çok sayıda Bakan Yardımcısı ve Bölgesel Kuruluş Temsilcisi katıldı. 253 sanal toplantı odasında etkileşim yapılan Forum'da, sanal platformların ortalamasının üstünde 20.000'nin üzerinde etkileşim sağlandı. Etkinlik 68 binin üzerinde kişi tarafından sosyal medya mecralarında takip edildi.

TÜRKİYE – AFRİKA ORTAK YAPIMI 6 AY DAHA VİZYONDA

Forum sonrasında değerlendirmede bulunan DEİK Başkanı Nail Olpak, "2 gün süren Türkiye-Afrika Ekonomi ve İş Forumunda, toplam 10 tematik oturum, proje sunumları (G2B), canlı ikili iş görüşmeleri (B2B) ve sanal sergi alanında tüm katılımcılar buluştu. En önemlisi, 6 ay süreyle açık kalacak olan bu platformda, firmalar birbirleriyle görüşmeye devam ederek, yeni ortaklıklara imza atabilecekler" dedi. Forumun bu yıl ilk kez sanal ortamda gerçekleştirilmesinin yanında bir başka ilke daha imza atıldığını belirten Olpak, "Forumumuzun ikinci gününde Afrikalı kadın girişimciler ile Afrika'da iş yapan cesur Türk kadın girişimcilerimiz arasında deneyim paylaşımı sağlamak, iş dünyasında kadınların daha fazla yer alması için çözümler üretmek amacı ile "Türkiye-Afrika Kadın Liderlik Diyalog Platformu"nu düzenledik. Girişimci kadınlarımızın gücünü bir kez daha hissettik" dedi

Olpak şöyle devam etti: "45 ülke ile en çok İş Konseyi'ne sahip olduğumuz bölge olan Afrika'da, "ticari diplomasi" yürütmeyi şartlar ne olursa olsun sürdüreceğiz. Türk ve Afrikalı iş dünyası temsilcileri olarak sabır ve azimle özellikle Covid-19 süreci olmak üzere her zorluğun üstesinden geleceğimize ve ekonomik ilişkilerimizi birlikte güçlendireceğimize inanıyorum" dedi.

AFRİKA KITASINDAN TÜRKİYE'YE DEV BİR SANAL KÖPRÜ KURULDU

Türkiye-Afrika İş Konseyleri Koordinatör Başkanı Berna Gözbaşı ise, "Türkiye ile Afrika ülkeleri arasında olan ekonomik ilişkiler son 10 yıllık dönemde sürdürülebilir nitelikte. Türkiye-Afrika Ekonomi ve İş Forumu Sanal Platformu'nun açılışında Sayın Cumhurbaşkanımız Afrika kıtası ile ticaret hacmi hedefini 50 milyar dolar olarak söyledi. Cumhurbaşkanımızın belirttiği 50 milyar dolar ticaret hacmi rakamına ulaşmak için DEİK/Türkiye-Afrika İş Konseyleri olarak, ticaret ve yatırım ilişkilerini geliştirmek üzere görüşme, toplantı, İş forumlarını gerçekleştiriyoruz. Geçtiğimiz 8-9 Ekim'de düzenlediğimiz Forumda, Türk ve Afrikalı iş insanlarının katılımlarıyla 2.500 kişi arasında ikili iş görüşmesini gerçekleştirdi. İkili görüşmelerdeki firmalarımızın ilk beş sektörü ise, tarım, inşaat ve alt yapı, ticaret ve dağıtım, üretim ve enerji oldu. Ticaret Bakanlığımız ile Afrika yılı ilan ettiğimiz; ancak pandemi sürecini yaşadığımız bu sene içerisinde sanal ortamda da olsa yine Afrika kıtasından Türkiye'ye dev bir köprü kurmayı amaçladık. Türkiye ve Afrika ülkelerinden bin beş yüzün üzerinde iş insanın katıldığı bu etkinlikle, bütün paydaşlarımızın karşılıklı olarak kazançlı çıktığı verimli bir platform oluşturduğumuza inanıyoruz" dedi.

İKİ GÜN SÜREN SANAL FORUMDA 10 OTURUM DÜZENLENDİ

Forumu ilk kez sanal platformda üst düzey konuşmacılar, tematik paneller, proje sunumları (G2B), canlı ikili iş görüşmeleri (B2B) ve sanal sergi alanında firma ve ülke masaları yer aldı. Afrika ülkelerinin ticaret ve ekonomi bakanlarının bir araya geldiği "Türkiye-Afrika: Pandemi Sonrası Dünyada Güçlü Ortaklar" temalı bir bakanlar toplantısı düzenlendi.

Forumda "Türkiye-Afrika Ortaklığı: Kovid-19 Sonrası Ekonomik Toparlanma Süreci", "Türkiye'nin Kovid-19 ile Mücadelesi & Afrika İle Sağlık Alanında İş Birliği", "Afrika Kıtasal Serbest Ticaret Bölgesi (Afcfta)'nin Ticarete Etkileri ve Sanayileşme", "Afrika'da Ekonomik Dayanıklılık Oluşturmak ve Ortak Olarak Türkiye", "Basın toplantısı", "Yeni Normalde Yatırımlar Üzerine Beyin Fırtınası", "Türkiye-Afrika Kadın Liderler Diyaloğu", "Proje Tanıtım Sunumları" ve "Kapanış Oturumu" düzenlendi.

 

 

8 STK'DAN SUUDİ ARABİSTAN ORTAK AÇIKLAMASI

Türk iş insanları olarak Suudi Arabistan ile ticari ve ekonomik ilişkilerimizin sorunsuz bir şekilde sürdürülmesine büyük önem veriyoruz.

Birbirini tamamlayıcı nitelikte olan Türk ve Suudi ekonomilerinin kalkınması ve büyümesinin, ülkelerimiz arasındaki ticaretin kazan-kazan ilkesi çerçevesinde sürdürülmesiyle mümkün olduğuna inanıyoruz.

Zira ticaretin halkları zenginleştiren ve refahı artıran en önemli unsur olduğunu biliyoruz.

Tüm bunlara rağmen, Suudi Arabistan'da ülkemiz firmalarına yönelik giderek artan bir menfi tutum sergilenmeye başladığını üzülerek takip ediyoruz.

Firmalarımızdan aldığımız ve basına da yansıyan şikâyetlerde, Suudi yetkililer tarafından Türkiye'den ithalat yapılmamasının ifade edildiğini görüyoruz.

Ayrıca, firmalarımızdan mal tedarik eden birçok Suudi firmasına, Türkiye'den ithalat yapılmaması için taahhütname imzalatıldığı da ifade edilmektedir.

Yine son dönemde küresel lojistik firmaları da, Suudi Arabistan'da Türk ürünlerine karşı uygulanan engeller hususunda müşterilerini uyarmakta, Suudi gümrüklerinde sadece Türkiye'den gelen ürünler için çok uzun süre bekletilmeye hazır olmalarını ve hatta Türkiye'den ithalatın engellenebileceğini belirtmektedir.

Dolayısıyla bu konu ikili ekonomik ilişkilerin boyutunu da aşarak küresel tedarik zincirleri açısından da sorun haline gelmiştir.

Son olarak, Suudi Ticaret Odaları Konseyi Başkanı Ajlan bin Abdul Aziz Al-Ajlan'ın 3 Ekim 2020 tarihinde kendi sosyal medya hesabında Türk ürünlerini boykot etmenin tüm Suudi vatandaşların görevi olduğuna dair paylaşımı her iki ülke iş insanlarında da büyük hayal kırıklığına neden olmuştur.

Yukarıda dikkat çektiğimiz tüm bu olumsuz gelişmeler, yıllardır Suudi Arabistan ekonomisine katkı sağlayan ve bugüne kadar ülkede yüzlerce önemli projeyi başarıyla tamamlamış bulunan Türk müteahhitlik firmaları  için de geçerlidir. Müteahhitlerimiz uzunca bir süredir açılan önemli ihalelere davet edilmemekte, kendilerine yeni büyük proje verilmemektedir.

Firmalarımızın Suudi Arabistan'da maruz kaldığı ayrımcı muameleler nedeniyle derin üzüntü içindeyiz.

Ülkelerimiz arasında ticareti engellemeye yönelik resmi veya gayri resmi uygulamalar, aramızdaki ticari ilişkilere menfi yansıyacak, her iki ülke ekonomisine ve halkına zarar verecektir.

Türkiye'den mal tedarikinin azaltılması, Suudi firmaların da iş hacimlerini ve gelirlerini düşürecek, kalite, fiyat ve güven anlamında Türk ürünlerini tercih eden Suudi Arabistan vatandaşlarının alım gücünü olumsuz etkileyecektir.

Bu çerçevede Türk iş insanları olarak, ticari ve ekonomik ilişkilerimizdeki sorunları çözmek için Suudi yetkililerden somut adımlar atmasını bekliyoruz.

Yapıcı diyalog ve karşılıklı işbirliği ile her türlü sorunu çözebileceğimize ve tüm engelleri birlikte aşabileceğimize içtenlikle inanıyoruz.

 

M. Rifat HİSARCIKLIOĞLU                 Bendevi PALANDÖKEN                      İsmail GÜLLE                        Nail OLPAK          

TOBB Başkanı                                     TESK Başkanı                                     TİM Başkanı                         DEİK Başkanı

                              

 

Simone KASLOWSKI                           Abdurrahman KAAN                          Mithat YENİGÜN                     Ayşem SARGIN   

TÜSİAD Başkanı                                  MÜSİAD Başkanı                                 TMB Başkanı                        YASED Başkanı

ERDOĞAN: “TÜRK FİRMALARININ AFRİKA GENELİNDE ÜSTLENDİĞİ PROJELERİN TOPLAM DEĞERİ YAKLAŞIK 70 MİLYAR DOLARA ULAŞTI”

T.C. Ticaret Bakanlığı ve Afrika Birliği iş birliğinde Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) tarafından düzenlenen Türkiye-Afrika Ekonomi ve İş Forumu Sanal Platformu'nun açılış oturumu, T.C. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, T.C Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan, Afrika Birliği Komisyonu (AUC) Ekonomik İşler Komiseri Victor Harison, DEİK Başkanı Nail Olpak, DEİK/Türkiye-Afrika İş Konseyleri Koordinatör Başkanı Berna Gözbaşı'nın katılımıyla 8 Ekim 2020 tarihinde gerçekleştirildi. 8-9 Ekim 2020 tarihlerinde düzenlenen Türkiye-Afrika Ekonomi ve İş Forumu Sanal Platformu'nda iki günde 45 üst düzey konuşmacının katılımıyla 10 oturum ve panel düzenlenecek ve 2.500 katılımcı arasında canlı iş görüşmeleri gerçekleşecek.

Türkiye-Afrika Ekonomi ve İş Forumu Sanal Platformu'nun açış hitaplarını gerçekleştiren T.C. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Kovid-19 hastalığı küresel sistemdeki çarpıklıkları gösterirken sistemin yapısından kaynaklanan eşitsizlikleri daha da derinleştirdi. Bugüne kadar 1,5 milyon civarında Afrikalı dostumuzun bu hastalığa yakalanmasından büyük üzüntü duyuyoruz" dedi. Afrika ülkelerinden her yıl binlerce kişinin hastalıklarının şifasını Türkiye'de Türk hastanelerinde aradığını söyleyen Erdoğan, "Yatırımlar, teknik destekler, ilaç ve tıbbi malzeme ticareti, sağlık turizmi gibi birçok boyutu olan bu alanda iş birliğimizi daha da ilerletebiliriz. Bu amaçla kurulacak Türkiye Afrika Sağlık Ortakları Platformu sektörde kapsamlı ve kalıcı bir iş birliğine imkan sağlayabilir. Bu yönde atılacak her türlü adımı desteklemeye hazırız" diye konuştu. Salgın döneminde ekonomik hayatın tamamen durmasına müsaade etmediklerini, şirketleri üretime, ticarete devam etmeleri noktasında teşvik ettiklerini belirten Erdoğan, lojistik sıkıntılara ve karantina önlemlerine rağmen Afrika'daki Türk şirketlerinin salgın döneminde özveriyle çalışmalarını sürdürdüklerini söyledi.

Erdoğan: "Kıta çapındaki Türk yatırımlarımızın piyasa değeri ise 6 milyar doları aştı"

Salgın öncesinde 40 ülke ve 60 noktaya uçan Türk Hava Yollarının, 27 Afrika ülkesinde 33 farklı noktaya yönelik uçuşlarına yeniden başladığını bildiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti: "Bugün Türk firmalarının Afrika genelinde üstlendiği projelerin toplam değeri yaklaşık 70 milyar dolara ulaşmıştır. Kıta çapındaki yatırımlarımızın piyasa değeri ise 6 milyar doları aşmıştır. Firmalarımız Afrika'nın alt ve üstyapı eksikliklerinin giderilmesinde gerçekten kritik roller üstleniyor. Türk şirketleri teknoloji transferinden bilgi ve tecrübe paylaşımına, kapasite yatırımından ve artırımından ortak girişimlere kadar özgün bir model uyguluyor. Varlık gösterdikleri ülkelerde yerel istihdama ve üretime en fazla katkıyı yapan bizim firmalarımızdır. İş gücü ihtiyaçlarının büyük bir bölümünü yerelden karşılayan Türk yatırımcılar, birçok yabancı firma gibi kıtaya dışarıdan işçi ithal etme yanlışına düşmemişlerdir. Yüz binden fazla Afrikalı emekçi Türk yatırımcılar sayesinde istihdam imkânına kavuşmuştur." Afrikalı liderlerin, ülkelerinde iş yapan Türk iş insanlarından hep övgüyle bahsettiğini, özellikle de Türk müteahhitlerinin Kıta'da yaptıkları işlerin çok başarılı olduğunu aktaran Erdoğan, "Üç sene önce açılışı yapılan Dakar-Blaise Diagne Uluslararası Havalimanı bunun en güzel örneğidir. Yabancı bir firmanın sekiz sene boyunca sürüncemede bıraktığı inşaatı Türk müteahhitleri sekiz ayda tamamlayarak Senegalli kardeşlerimizin istifadesine sunmuştur. Bugün Dakar-Blaise Diagne Uluslararası Havalimanı Afrika'nın en modern havalimanlarından biridir" dedi.

Erdoğan: "Kıta ile bin yıllık kadim bağları olan Türkiye, Afrikalıların kader ortağıdır"

Türkiye'nin Kıta'daki büyükelçilik sayısını 12'den 42'ye, ticaret müşavirliği sayısını da 26'ya yükselttiğini kaydeden Cumhurbaşkanı Erdoğan, Ankara'daki Afrika büyükelçiliklerinin sayısının da 10'dan 36'ya ulaştığı bilgisini verdi. "Kıta ile bin yıllık kadim bağları olan Türkiye, Afrikalıların kader ortağıdır" ifadesini kullanan Erdoğan, "Afrika'yla ilişkilerimizin özü samimiyettir, kardeşliktir, dayanışmadır. Biz asla kısa vadeli çıkarlar peşinde değiliz, birlikte kazanmayı, birlikte başarmayı, birlikte yol yürümeyi istiyoruz.  Türkiye-Afrika Ekonomi ve İş Formu'nun hayırlara vesile olmasını isteyen Erdoğan, gelecek yıl Türkiye'de düzenlenecek Üçüncü Türkiye Afrika Ortaklığı Zirvesi'nin de bu süreçte önemli fırsatlar sunacağını, Afrika ülkelerinin liderini ve Afrika Birliği Komisyon Başkanını Türkiye'de ağırlamaktan şeref duyacağını sözlerine ekledi.

Pekcan: "Türkiye ve Afrika kıtası arasında iki tür yakınlık bulunuyor"

T.C. Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan, Türkiye-Afrika Ekonomi ve İş Forumu'nda ağırlıklı olarak Kovid-19 sonrası dönemde iş ve yatırım ortamını ele alacaklarına işaret ederek, "Türkiye-Afrika: Pandemi Sonrası Dünyada Güçlü Ortaklar" ana temasıyla gerçekleştirecekleri Bakanlar Toplantısı vesilesiyle de birçok konuyu etraflıca ele alma şanslarının olacağını ifade etti. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın TABEF'e katılmasının Türkiye-Afrika ilişkilerine verdiği önemin bir göstergesi olduğunu belirterek şöyle devam etti: "Türkiye olarak bugüne kadar, küresel ticaret sisteminin hakkaniyetli biçimde, çok-taraflılık anlayışı içinde ve kurallara dayalı olarak serbest ve adil rekabet çerçevesinde gelişmesinin her platformda savunucusu olduk, olmaya da devam edeceğiz. Türkiye, her daim kendi ticari hak ve menfaatlerini gözetmenin yanında en az gelişmiş ülkelerin ve diğer gelişmekte olan ülkelerin haklarının da savunuculuğunu yapmıştır. Gerek Dünya Ticaret Örgütü nezdinde, gerekse G-20, gerek Birleşmiş Milletler nezdinde ve diğer çok taraflı uluslararası platformlarda Türkiye'nin duruşu ve pozisyonu hep böyle olmuştur. Küresel ticaretin yapıcı ve hakkaniyetli bir biçimde tüm ülkelerin ihtiyaçlarını gözeterek geliştirilmesi gerektiğine inanıyoruz. Türkiye olarak Afrika ülkeleriyle ekonomik münasebetimizde ortak çıkar, ortak fayda ve kazan kazan ilkelerini her zaman ön planda tutuyoruz. Afrika ülkeleriyle ticaretimizi yalnızca bir mal alım-satım ilişkisi olarak görmüyoruz. Gerçekleştirdiğimiz ticareti, kıta genelindeki Türk yatırımlarını ve Türk şirketlerince Afrika'da gerçekleştirilen müteahhitlik projelerini bir bütün olarak ele alarak tüm bunların Afrika'daki dost ve kardeş ülke ekonomilerine olan katkılarını önemsiyoruz. Ticaret ve yatırım ilişkilerimizin Afrika'daki dost ülkelerin ekonomik gelişim ve kalkınma sürecine katkı sağlaması ve ilişkilerimizin sürdürülebilir bir şekilde gelişmesi bizim için büyük bir önceliktir."

Türkiye ve Afrika kıtası arasında iki tür yakınlık bulunduğunu dile getiren Pekcan, "Birisi coğrafi yakınlık, bu bize ekonomik ilişkilerimizi geliştirme noktasında büyük avantaj sağlıyor. Diğer yakınlığımız ise en az coğrafi yakınlık kadar önemli olan, gönül dünyamızdaki yakınlığımızdır. Özellikle gönüllerimizdeki yakınlıktan hareketle, ekonomik ortaklığımızın gelişerek ve güçlenerek devam edeceğine inanıyorum" dedi.

Harison: "Afrika ekonomisi yüzde 4,9 daralabilir"

Afrika Birliği Komisyonu Ekonomik İşler Komiseri Victor Harison ise, koronavirüs salgınının küresel anlamda ve Afrika özelinde yol açtığı sosyal ve ekonomik olumsuzluklara değindi. Bu yıl salgın nedeniyle Afrika ekonomisinin daralacağını belirten Harison, "Afrika Birliği Komisyonu Ekonomi Departmanı, Afrika ekonomisinin yüzde 4,9 ila yüzde 2,1 aralığında daralacağını öngörüyor. Salgın ekonominin kilit sektörlerinde çok olumsuz etki bıraktı. Turizm, seyahat, ağırlama, üretim, ulaştırma, madencilik ve ihracat alanlarında çok olumsuzluklara yol açtı. İhracat ve madencilikte duraklamalar yaşandı. Emtia fiyatlarında ve Afrika'nın ihracatında çok ciddi düşüşler yaşandı" dedi. Salgının kamu yatırımlarını doğrudan ve dolaylı etkilediğini belirten Harrison, enflasyonun hızlı yükseldiğini, ilk çeyrekte enflasyonda yüzde 5'i aşan yükselişler gördüklerini aktardı.

Harison:  "Pandemi sonrası hızlı toparlanma için ticaret canlandırılmalı"

Ekonomik toparlanma yolunda Afrika liderlerinin makroekonomik tedbirler aldığını ifade eden Harison, salgının ekonomi üzerindeki olumsuz etkilerini kontrol edebilmek için ani müdahalelerde bulunduklarını anlattı. Pandemiden sonra rahat toparlanma adına üretilmiş malların ithalat ve ihracatının artırılması, Afrika'nın ticaretinin canlandırılması gerektiğini vurgulayan Harison, tarım sektöründe reformların hayata geçirilmesi ve tedbirlerin sürdürülmesinin önemine değindi. Harrison, genç ve dinamik nüfusun ekonomiye katılması ve kamu-özel sektör iş birliğiyle yapılan projelerin artırılmasının vatandaşların ekonomik anlamda refahına katkı sunacağını kaydetti.

Olpak: "Afrika Kıtasal Serbest Ticaret Bölgesi anlaşmasına ilişkin kapsamlı rapor hazırladık"

DEİK Başkanı Nail Olpak, "Bu etkinlik için geliştirdiğimiz e-ticaret platformunda, binlerce Türk ve Afrikalı iş insanı sanal ortamda iş yapma imkanına sahip oluyor" dedi. Forumda, 2 bin 500 iş insanı, panellerde 50 ülkeden konuşmacı ağırlanacağını belirten Olpak, Nisan 2021'de 3'üncü TABEF'e ev sahipliği yapmayı planladıklarını söyledi.

Afrika'ya inandıklarını ve güvendiklerini ifade eden Olpak, Afrika Birliği 2063 vizyonu doğrultusunda, Afrika'yı geleceğin küresel güç merkezine dönüştürmek için hazırlanan, imalat/sanayileşme ve katma değerli üretim hedeflerinin de kıta ile ekonomik ilişkilerini şekillendirdiğini aktardı. Afrika'yı dünyanın en büyük serbest ticaret pazarlarından biri konumuna yükseltecek Afrika Kıtasal Serbest Ticaret Bölgesi anlaşmasının Ocak 2021'de yürürlüğe gireceğini hatırlatan Olpak, "Bu anlaşma ile birlikte kıta içerisindeki ticaretin 4 yıl içinde yüzde 50 seviyelerine çıkarılabileceği tahmin ediliyor. DEİK olarak, Ticaret Bakanlığımız ve İstanbul Ticaret Üniversitesi ile iş birliği içerisinde, anlaşmanın Türkiye-Afrika ekonomik ilişkilerine etkisini analiz etmek ve Türk firmalarının anlaşma hakkında daha fazla bilgi edinmesini sağlamak için kapsamlı bir rapor hazırladık. Özelikle bilişim teknolojilerinin kullanıldığı sağlık, ulaşım, mühendislik ve mimarlık, bankacılık, üretim ve sanayi gibi alanlarda PPP dahil daha fazla yatırım ve iş birliği projeleri geliştirmek amacımız" dedi.

Olpak: "Afrika Birliği ve DEİK arasında karşılıklı temsilcilik ofisi açılması önemli"

Türkiye ve Afrika arasındaki ticaret ve yatırım ilişkilerini daha da geliştirmek adına, Ticaret Bakanı Pekcan'ın da yakıdan takip ettiğini, Afrika Birliği ve DEİK arasında karşılıklı temsilcilik ofisi açılması konusunun önemli olduğunu vurgulayan Olpak, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Türk özel sektörünün Afrika kıtasındaki en büyük sorunlarından birisi faaliyetlerin finansmanıdır. Türk Eximbank, bu faaliyetlere yoğun destek veriyor. Daha fazla desteğe ihtiyaç var. Ticaret Bakanlığımızın Afrika'da lojistik merkezleri kurma çalışmaları devam ediyor. Pandemi sebebiyle tedarik zincirlerini sıkça konuştuğumuz şu günlerde, bu lojistik merkezleri projeleri çok önemli. Türk özel sektörünün dış dünyaya açılan penceresi olan DEİK, 146 İş Konseyiyle ticari diplomasi anlayışıyla çalışan bir iş platformu. Bilgi ve etkileşimin öneminin arttığı günümüzde, Afrikalı dostlarımızı da DEİK'in bu benzersiz küresel networkünden daha fazla faydalanmaya davet ediyorum."

NAİL OLPAK: “ÖNCELİKLERİ DOĞRU, AYAKLARI YERE BASAN, İYİ HAZIRLANMIŞ BİR PROGRAM”

Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Başkanı Nail Olpak, T.C. Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak tarafından açıklanan 2021-2022-2023 yıllarını kapsayan Yeni Ekonomi Programı ile ilgili yazılı bir değerlendirme yaptı.

Olpak değerlendirmesinde şunları ifade etti:

"Sayın Bakanımız Berat Albayrak tarafından açıklanan Yeni Ekonomi Programı, Türk iş dünyası ve özel sektörüne güven veren, makroekonomik gerçeklere dayanan yeni bir yol haritası ortaya koyuyor. Öncelikleri doğru belirlenmiş, ayakları yere basan ve iyi hazırlanmış bir program. Programın bu yıl üçüncü yıl olarak her Eylül ayında bir büyüme hedefine uygun ve dimamik sürece uygun olarak açıklanmasının sürdürülebilirlik açısından önemli olduğunu düşünüyorum.

Türkiye, geçtiğimiz yılki YEP dahilinde güçlü bir büyüme patikasına girmişken, tüm dünyayı etkisi altına alan Covid-19 pandemisi ile birlikte bu süreçten diğer ülkeler gibi doğal olarak olumsuz yönde etkilendi. Ancak ülkemiz, yılın ilk yarısındaki büyüme oranlarına baktığımızda pandemiden en az etkilenen, süreçten en hasarla çıkan ülkelerden biri olmayı başardı. 2021 ve 2023 yılları arasını kapsayan Yeni Ekonomi Programı'na baktığımızda, uluslararası kuruluşlarının negatif yönlü büyüme beklentilerinin aksine, normal senaryoda Türkiye'nin 2020 yılını % 0,3 pozitif büyüme ile kapatacağını, kötümser senaryoda -1,5 büyüme ile kapatacağını görüyoruz. Her iki senaryo un da masada olması önemli. Hükümetimizin aldığı proaktif tedbirler neticesinde de, yılın üçüncü çeyreğinde ivmelenen ülke ekonomimizin, yılın son çeyreğinde bu yükselişi sürdüreceğine inanıyoruz.

Hizmetler sektörü adeta günlük kazancıyla geçinen ve en çok etkilenen ve en geniş kesimi içine alan bir sektör. Bu alanın programda daha fazla yer bulmuş olması önemli. Eximbank ve Kalkınma Bankası gibi kuruluşlara verilen ve beklenen yeni rolleri önemli buluyoruz.

Ekonominin yarısı rakamlar ve diğer yarısı da beklenti yönetimidir. Son iki yılda açıklanan programlardaki hedeflerin zor dönemlere rağmen genel anlamında yakalanmasına şahit olduk. Bu doğrultuda yeni programdaki hedeflerin de ulaşılabilir olduğunu öngörebiliriz.

Yılların yapısal sorunu olarak karşımızda olan ve nerdeyse artık çözülemez gibi görülen cari açıkta bir dönem için olsa da artıya geçmiş olmak, bundan sonraki hedefler için umut verici.

Programın öncelikleri arasında yer alan istihdam da, her yıl oluşturulan yeni iş alanlarına rağmen en önemli konularımızın başında. Programda önemli ölçüde yer alması değerli.

İhracatın ithalatı karşılama oranında yaşanan olumlu gelişmeler ve yıllarca cari açığa adeta eşit olan enerji ithalatımız alanında, gerek yenilenebilir kaynaklardaki artış, gerekse yeni bulunan doğalgaz kaynağı gibi konular, yenileme dönemi gelen doğalgaz kontratları için olumlu veriler. Bunun sonraki adımımız, önce kendine yeten, sonra da enerji ihraç eden ülke olabilmek.

Yeni Ekonomi Programı, yenilikçi ve yüksek katma değerli, insan odaklı, ihracat temelli güçlü bir kalkınma planı sunuyor. Özellikle DEİK olarak pandemi sürecinin başından itibaren ifade ettiğimiz gibi, tedarik zincirini ayakta tutacak, finansal istikrarının önünü açacak, enflasyon ve cari dengedeki kırılganlıkları azaltacak son derece yerinde bir yaklaşım ortaya konuyor. Üretimde teknolojiye odaklanarak yüksek katma değer sağlayan ve sanayide dönüşümü destekleyen YEP ile Türkiye'nin sürdürülebilir ihracat artışının yanında, dış ticarette de daha dengeli bir konuma kavuşacağımızı düşünüyoruz.

Koronavirüs pandemisinin, dünya ekonomisi üzerindeki beklenmedik olumsuz etkilerinin 2021 yılında azalması durumunda, Türkiye'nin başta turizm olmak üzere genel ihracat performansını artırarak, finansal istikrar açısından da yeni bir ivme kazanacağını öngörüyoruz. Geçmişte de zor dönemlerde koyulan hedeflerin başarıya ulaştığını gördük. Yine yeniden hedeflerimize ulaşacağımıza inanıyoruz.

Türk iş dünyasının dışa açılan penceresi DEİK olarak, ülkemizin sürdürülebilir büyümesine ivme katacak bu gerçekçi adımların takvimlendirilerek hayata geçmesinde üstümüze düşen ne varsa yapacak ve ticari diplomasi faaliyetlerimizi yoğunlaştıracağız."

PEKCAN: "KORELİ FİRMALARDAN TÜRKİYE'YE DAHA FAZLA YATIRIM YAPMALARINI BEKLİYORUZ"

Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) organizasyonu ile düzenlenen Türkiye-Kore İş ve Yatırım Toplantısı, T.C. Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan, Kore Cumhuriyeti Ticaret, Sanayi ve Enerji Bakanı Sung Yun-mo, DEİK Başkanı Nail Olpak, KCCI Başkanı Park Yongmaan, DEİK/Türkiye-Kore İş Konseyi Başkanı Ali Kibar ve Kore-Türkiye İş Konseyi Başkanı-Hyundai Motors Başkanı Kong Young-woon'un katılımlarıyla 22 Eylül 2020 tarihinde gerçekleştirildi.

T.C. Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan, küresel ekonominin yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını nedeniyle zor bir dönemden geçtiğini belirterek, bu olumsuz koşullara rağmen Türkiye ekonomisinin dayanıklılığını ve dinamizmini gösterdiğini, ihracat kapasitesini ve performansını önemli düzeyde koruduğunu söyledi. İki ülke arasındaki ticaret hacminin geçen yıl 6,7 milyar dolar olduğunu belirten Pekcan, Güney Kore ile ticaret hacmini artırmak istediklerini; ancak ikili ticarette Türkiye aleyhine ciddi bir ticaret açığının söz konusu olduğunu söyledi.

Güney Kore ile Serbest Ticaret Anlaşmasının (STA) 2013'te, Hizmet Ticareti ve Yatırım Anlaşmalarının ise 2018'de devreye girdiğini anımsatan Pekcan, "Bu anlaşmaları biz çok değerli buluyoruz. STA devreye girdiğinde Türkiye'nin ticaret ve yatırım ilişkileri açısından şu anki durumdan çok farklı beklentileri vardı. Kore 2019'da ithalatta Türkiye'nin 9'uncu büyük ortağı ancak ihracat yaptığımız ülkeler arasında 43'üncü sırada. STA'mız olmasına rağmen, Türkiye'nin toplam dış ticaret açığındaki en yüksek paya sahip ülkelerden biri. Türkiye'nin Kore ile olan dış ticaret açığı sürdürülebilir değil. Şu anki uluslararası ortamda STA'lar ve tercihli ticaret anlaşmaları sorgulanıyor ve ülkeler kendi yerli sanayilerini koruma gerekçesiyle farklı tedbirlere başvuruyor. Böyle bir ortamda inanıyoruz ki Kore ile dış ticaret açığı sürdürülebilir değil. Her iki ülkenin ticari ilişkilerini karşılıklı olarak kazan-kazan ilkesiyle, dengeli ve sürdürülebilir bir şekilde geliştirebilmelerini sağlamak için Kore'den somut adımlar bekliyoruz. Koreli firmalardan Türkiye'ye daha fazla yatırım ve Türkiye'den daha fazla alım yapmalarını bekliyoruz" dedi.

Güney Kore'den sadece ticaret değil, yatırım olarak da yüksek beklentilerinin olduğunu; ancak bunların henüz karşılanmadığını belirten Pekcan, STA'dan önce bu ülkeden Türkiye'ye toplam yatırımın 2012 yılına kadar 437 milyon dolar civarında olduğunu, STA'dan sonra ise 2013-2019 yıllarında toplam yatırım akışının aynı düzeyde kaldığını dile getirdi. Bakan Pekcan, ikili ekonomik ilişkileri derinleştirmek istediklerini ifade etti. Türkiye'nin salgın sürecine rağmen dinamizmini koruduğuna ve küresel olarak en cazip yatırım destinasyonlarından biri olmaya devam ettiğine dikkati çeken Pekcan, yenilikçi, teknoloji odaklı, Ar-Ge yoğun ve katma değeri yüksek ürün ve hizmetle ilgili yatırımları teşvik ettiklerini söyledi.

Türkiye'nin teknolojik dönüşüm sürecini destekleyebilecek Kore yatırımlarıyla özellikle ilgilendiklerini vurgulayan Pekcan, "Türkiye'de yakın zamanda yüksek teknoloji yatırımları çekmek için yeni teşviklerle donatılmış 'İhtisas Serbest Bölge' modelini başlattık. İlk ihtisas serbest bölge, hâlihazırda İstanbul'da belirlendi ve yeni yatırımcıları bekliyor" dedi.

Türk şirketlerinin Güney Kore şirketleriyle üçüncü ülkelerde iş birliğine ve ortak yatırımlara açık ve istekli olduğunu vurgulayan Pekcan, bunun özellikle yurt dışı müteahhitlik sektörleri ve inşaat projelerinde olduğu gibi diğer sektörlerde de yapılabileceğini anlattı.  Pekcan, ulusal para birimlerini kullanarak ticarete önem verdiklerine dikkati çekerek, "Firmalarımızı ikili ticarette mümkün olduğunca ulusal para birimlerini kullanmaya teşvik etmeliyiz" dedi.

Sung Yun-mo: "Pandemi, ticaretimizde yeni fırsatlar oluşturacak"

Güney Kore Ticaret, Sanayi ve Enerji Bakanı Sung Yun-mo ise, "Her ne kadar Covid-19 sebebiyle en kötü ekonomik krizle karşı karşıya olsak bile ülkelerimizin aktiviteleri engelleri aşmaya yetecek. Türkiye, böyle krizleri aşma konusunda ustadır" dedi. İki ülke arasındaki ilişkilerin çok eskiye dayandığını ifade eden Yun-mo, Kore Savaşı'yla ilişkilerin sağlamlaştığını ve kardeş iki ülke olunduğunu söyledi. Ülkeler arası devam eden duygusal bağın ekonomik iş birliğini zenginleştirdiğini aktaran Yun-mo, "Türkiye-Kore Serbest Ticaret Anlaşması (STA) 2013'te başarıyla devreye girdi, böylelikle ekonomik iş birliğimizin temelleri atıldı. Ülkelerimiz gittikçe daha da yakınlaştı. Şu an Türkiye'de 300'den fazla Koreli şirket, ülkenin ekonomik büyümesine ve istihdamına katkıda bulunuyor" dedi.

Kore'nin temmuz ayında hem yeşil hem dijital olarak tanımladığı anlaşmasını duyurduğunu belirten Sung Yun-mo, bu anlaşmayla birlikte yatırımı ve istihdamı artırmayı hedeflediklerini aktardı. Yun-mo, "Türkiye de geçen yıl açıkladığı 5 Yıllık Kalkınma Planı'nda yeşil ekonomiye verdiği önemi gösterdi. Biz de ekonomik iş birliğimizi Kovid-19'a rağmen yeşil ve dijital endüstriye odaklamalıyız. Böylece Kovid-19 sonrası döneme hazır olduğumuzu göstermeliyiz. İş birliğimizi geleneksel imalattan yeşil ve dijital endüstrilere doğru evriltmeliyiz" dedi.

İş birliğinin sürdürülebilir kalkınma için yeşil ekonomi alanında genişletilmesi gerektiğini belirten Yun-mo, "Yeşil hareketlilik bu noktada dikkati çekiyor. Türkiye'de elektrikli taşıt endüstrilerini teşvik etmek gerekiyor. Çünkü Türkiye, elektrikli taşıtları 2023'e kadar toplu imalata sokmak istiyor. Yetkinlik ve teknolojimize dayanarak iş birliğimizle bunu kuvvetlendirebiliriz. İş birliğimizi çeşitlendirdiğimizde karşılıklı fayda sağlayacağız. Kabul edelim ki Kovid-19 ekonomik bir şoku beraberinde getirdi. Her ne kadar Kovid-19 sebebiyle en kötü ekonomik krizle karşı karşıya olsak bile, ben eminim, ülkelerimizin aktiviteleri gelecek engelleri aşmaya yetecek. Türkiye, böyle krizleri aşma konusunda ustadır. İki ülkedeki iş insanlarının gelecekteki her türlü değişikliğe hızlıca adapte olacağını düşünüyorum. Hatta pandemi, ticaretimizde yeni fırsatlar oluşturacak" dedi.

Olpak: "İkili ticaret hacmimiz çok daha dengeli hale gelebilir"

Açılış oturumunda konuşan DEİK Başkanı Nail Olpak, yatırımların çeşitlendirilmesi ve verimli iş birliğinin sağlanması gerektiğini söyledi. Mevcut ilişkilerin daha da ileriye taşınmasının önemini vurgulayan Olpak, "İkili ticaret hacmimiz çok daha istenilen seviyeye çıkabilir, çok daha dengeli hale gelebilir. Biz de bunun farkındayız. Bu konu, iş çevrelerinin sorumluluğu ve görevidir. Bu amaç için çalışması gereken de iş çevreleri ve iş dünyasının temsilcileridir. Son 8 yılda, Türkiye-Kore ikili ilişkilerimiz stratejik bir ortaklığa dönüşmüş durumda. Bu her iki ülke yatırımcıları ve iş insanlarının düzenli olarak katıldığı etkinliklerin sonucu. Pandemiyle birlikte her zamankinden daha fazla iş birliği ve dayanışmaya ihtiyacımız var. (7 yıl önce imzalanan STA'ya ilişkin) Bundan Türkiye'deki iş çevrelerinin daha dengeli ve avantajlı olarak, karşılıklı daha fazla faydalanma isteği olduğunu vurgulamak istiyorum. Umut ederim, bu amacı gerçekleştirebiliriz" dedi. 

Glokalleşme ve erişilebilirliğin çokça konuşulduğu bir süreç içinde olunduğuna işaret eden Olpak, "Pandemi, yakınlık ya da mesafeden ziyade erişebilirliğin daha önemli olduğunu gösterdi. Hepimiz anladık ki pazarın ve tedarik zincirinin çeşitlendirilmesi büyük önem arz ediyor. Türkiye ve Kore, üretimlerini pandemide sürdürmeyi başarabilmiş iki ülke. Türkiye'deki şirketlerin Kore'deki tedarik zincirine daha fazla katkıda bulunmasını arzu ediyoruz" dedi. 

Park Yongmaan: "Pandemi engelini fırsata çevirmeliyiz"

Kore Sanayi ve Ticaret Odaları Birliği (KCCI) Başkanı Park Yongmaan, Kore iş delegasyonunun mart ayındaki Türkiye ziyaretinin pandemiden dolayı ertelendiğini hatırlatarak, internet aracılığıyla da olsa bir araya gelmenin memnuniyet verici olduğunu ifade etti. Kovid-19'a rağmen ikili ilişkilerin daha da kuvvetlendiğine işaret eden Yongmaan, "Devlet başkanlarımız, pandemide anlamlı bir diyalog kurdu, pandemiyle beraber mücadele edip daha ileri iş birliği için bir yol çizmeye karar verdi. İş dünyası temsilcileri olarak pandemi engelini fırsata çevirmeliyiz. İş birliği alanlarımızı çeşitlendirmeliyiz. İş birliğimizi dijital ve sağlık teknolojisine odaklamalıyız." diye konuştu.

Kibar: "Hedefimiz, konsorsiyumların sayısının artırılması"

DEİK/Türkiye-Kore İş Konseyi Başkanı Ali Kibar ise, Türk ve Koreli şirketlerin konsorsiyum ile birçok mega projeye imza attığını belirterek, hedeflerinin, 3. ülkeleri kapsayacak şekilde bu konsorsiyumların sayısının artırılması olduğunu söyledi. Hizmet ticareti ve yatırım anlaşmalarının 2018'de devreye girdiğini anımsatan Kibar, bu çalışmanın, gelecek yıllarda doğrudan yatırımları teşvik edeceğini belirtti. Pandemi döneminde Türkiye'nin üretimini askıya almamasının önemine değinen Kibar, Türkiye'nin lojistik konumundan dolayı Koreli şirketlere büyük avantaj sağladığını kaydetti. Kibar, Türkiye'deki iş çevrelerinin, STA'nın yararlarını daha sürdürülebilir ve avantajlı bir şekilde hayata geçirmeye hazır olduğunu da vurguladı.

Toplantının açış bölümünün ardından, iki ülke iş dünyasının katılımlarıyla "Türkiye'de İş ve Yatırım Fırsatları" ve "Gelecek için Türkiye-Kore İş Birliği" panelleri gerçekleştirildi.

OLPAK: “ENERJİ BAĞIMSIZLIĞI VE MİLLİ HEDEFLER NOKTASINDA YENİ BİR DÖNEM BAŞLIYOR”

Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Başkanı Nail Olpak, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından açıklanan Türkiye tarihinin en büyük doğal gaz rezervi keşfi için yazılı bir değerlendirmede bulundu.

Olpak açıklamasında şunları ifade etti:

"Bugün, Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan tarafından açıklanan, ülke tarihimizin en büyük doğal gaz rezervi müjdesi, Türkiye'nin enerji bağımsızlığı ve milli hedefleri noktasında yeni bir dönemin başlangıcı niteliği taşıyor. Yerli ve milli sondaj gemimiz Fatih'in, Karadeniz'de 320 milyar metreküplük doğal gaz rezervi bulması, ülkemizin cari açığını da önemli ölçüde azaltacak tarihi bir kazanım olacak. Ülkemizin en büyük cari açık kalemlerinden olan enerji alanında, her yıl ortalama 40 milyar dolar civarında bir enerji ithalatı bulunuyor. Bu rakamın yaklaşık 10-15 milyar dolarlık bölümünü ise doğal gaz ithalatımız oluşturuyor.

Dolayısıyla, Sayın Cumhurbaşkanımızın ifade ettiği üzere; 2023 yılında Karadeniz gazının milletimizin kullanımına sunulmasının ardından, enerji ithalatımızın faturası büyük ölçüde azalacak. Türkiye'nin döviz girdisi anlamında da elini oldukça kuvvetlendirecek bu keşif sayesinde, bölgemizde siyasi ve stratejik açıdan da çok güçlü bir sürece adım atıyoruz. Devletimiz ve hükümetimizin benimsediği yerli ve milli hamlelerin, ülkemize her alanda yeni kazanımlar getirdiğine gururla tanıklık ediyoruz. Bu bağlamda, başta Cumhurbaşkanımız olmak üzere Hazine ve Maliye Bakanımız Berat Albayrak ile Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanımız Fatih Dönmez'e, Türk iş dünyası ve milletimiz adına teşekkürlerimizi sunuyoruz.

Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) olarak, ülkemizin milli enerji ve maden politikası çerçevesinde, hem Karadeniz hem de Doğu Akdeniz'de yapılacak sondaj faaliyetleriyle birlikte Türkiye ekonomisine değer katacak yeni doğal gaz keşiflerinin geleceğine gönülden inanıyoruz. DEİK Ailesi ve ülkesini seven iş insanları olarak, ülkemizle gurur duymaya ve üzerimize düşeni yapmaya devam edeceğiz" dedi.

NAİL OLPAK: “EKONOMİ YÖNETİMİMİZ KARARLI VE HIZLI ADIMLAR ATTI”

Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Başkanı Nail Olpak, piyasadaki hareketlilik ve ekonomi yönetimine yönelik çirkin kampanyalara ilişkin yazılı bir değerlendirmede bulundu.

Olpak değerlendirmesinde şunları dedi:

"Ülkemiz, Ağustos 2018'de yaşanan kur atağında Cumhurbaşkanımızın liderliğinde Ekonomi Yönetimimizin hızlı ve kararlı adımlarıyla önemli ölçüde başa çıkmayı başardı. Koronavirüs pandemisi nedeniyle dünya zor bir süreçten geçiyor. Türkiye, kendi dinamiklerine sahip ve kriz yönetiminde uzman bir ülke. Ülkemiz, Koronavirüs sürecinde de ekonomide açıklanan tedbirlerle başarılı bir mücadele verdi ve proaktif bir yaklaşım sergiledi. Piyasalarda yaşananlara yönelik, birçok parametresi bulunan bu durumla ilgili Hazine ve Maliye Bakanımız Sayın Berat Albayrak'ın hedef gösterilmesini kesinlikle doğru bulmuyorum. Sayın Bakanımız Ağustos kur atağında ve pandemi sürecinde hızlı ve kararlı adımlarıyla önemli çalışmalar yürüttü ve iş dünyamızın hep yanında oldu. İş dünyası olarak, ülkemize olan inancımız ve güvenimizle üstesinden gelebileceğimize inanıyorum."

OLPAK: "TÜRKİYE’NİN SANAYİLEŞME TECRÜBESİNİN AFRİKA'YA ÖRNEK OLACAĞINI DÜŞÜNÜYORUZ"

Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK)'in düzenlediği "Türkiye ve Afrika'nın Dayanıklılığı: Geçmişteki Zorluklar ve Yeni Ortaklıklar" Webinarı DEİK Başkanı Nail Olpak, T.C. Ticaret Bakanlığı Uluslararası Anlaşmalar ve AB İşleri Genel Müdürlüğü Sahra Altı Afrika Ülkeleri ile İlişkilerden Sorumlu Bölüm Başkanı Sinan Gültekin, T.C. Dışişleri Bakanlığı Doğu Afrika ile İlişkilerden Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Fatih Ak, Afrika Diplomatik Misyonu Duayen Cibuti Cumhuriyeti Büyükelçisi Aden Houssein Abdillahi ve DEİK/Türkiye-Afrika İş Konseyleri Koordinatör Başkan Yardımcısı ve Türkiye-Togo İş Konseyi Başkanı Berna Akyıldız'ın katılımlarıyla 28 Temmuz 2020 tarihinde gerçekleştirildi.

Olpak: "Türk özel sektörünün Afrika Kıtası'ndaki en büyük sorunu faaliyetlerinin finansmanı"

DEİK Başkanı Nail Olpak, "Afrika ülkelerinde liman ve havaalanı işletmeciliği yapabiliriz. Ancak, Türk özel sektörünün Afrika Kıtası'ndaki en büyük sorunu faaliyetlerinin finansmanıdır. Finansman sorununu aşmak için üzerine çalıştığımız alternatif enstrümanlardan üçüncü ülkelerle Afrika'da ortak proje geliştirmesi büyük önem taşıyor. Kovid-19 salgını ve sonrasında günlük yaşantıdan iş hayatına kadar birçok unsurun eskisi gibi olmayacak. Yeni normal dönemde ekonomik, ticari ve siyasi ilişkilerde de birçok başlığın yeniden tesis edileceğini düşünüyoruz. Globalleşmeden "glokalleşmeye" dönüşümün konuşulduğunu bir döneme geçtik. Ekonomik rekabette öne çıkan ölçek ekonomisi kavramından, tek kaynağa bağlı kalmanın risklerini tartıştığımız, lojistiğin hayatımızdaki yerinin tekrar sorgulandığı, yakınlık veya uzaklık kavramlarının yerine ulaşılabilirlik kavramının öne çıktığı, Merkez Bankalarının alışageldiğimiz rollerinin dışına çıkarak yatırım kredilerine destek vermeye başladığı bir dönemi yaşıyoruz. Görünen o ki bu dönemin kazananı, 'tedarik zincirini' bozmadan sürdürebilenler olacak ve dönemin anahtar kelimesi de güven olacak." dedi.

Afrika kıtasına yönelik ekonomik stratejilerin körü körüne değil, bilimsel ve kurumsal çalışmalar ile Türkiye'nin özel sektörü liderlerinden DEİK-Afrika İş Konseylerinin çalışmalarıyla devam ettiğini belirten Olpak, "Türkiye ile Afrika Kıtası arasındaki ekonomik ilişkilerimizi, karşılıklı olarak kazan-kazan ilkesini temel alan bir ekonomik modelle sürdürüyoruz. Bununla birlikte Afrika Birliği 2063, Afrika'yı geleceğin küresel güç merkezine dönüştürmek için hazırlanan Afrika'nın planı imalat/sanayileşme ve katma değer üretim hedefleri doğrultusunda kıta ile ekonomik ilişkilerimizi şekillendiriyor. Ancak tabii, daha gidecek çok yolumuz var" dedi.

Olpak: "Türkiye'nin sanayileşme tecrübesinin Afrika'ya örnek olacağını düşünüyoruz"

Olpak, Organize Sanayi Bölgeleri kültürünü Afrika ülkelerine yaymanın mümkün olduğunu ifade ederek, "İş dünyamız Afrika ülkelerinin ulaştırma altyapısının geliştirilmesine Türkiye'nin başarılı olduğu PPP modeli ile katkı sağlayabilir" dedi. Afrika'nın geniş tarım arazilerinde organize tarım tesisleri kurulup Türkiye'nin gıda güvenliğinin ve Afrika ülkelerinin ihracatının çeşitlendirmesine katkı sağlanabileceğini anlatan Olpak, "Afrika ülkelerinde liman ve havaalanı işletmeciliği yapabiliriz. Diğer yandan, Türkiye'nin sanayileşme tecrübesinin Afrika'ya örnek olacağını düşünüyoruz. Ticaret Bakanlığı'mızın üzerinde çalıştığı Afrika'da 5 lojistik merkezi (Tunus-Zarcis Liman Bölgesi, Gana-Akra Tema Liman Bölgesi, Kamerun-Douala Liman Bölgesi, Güney Afrika-Durban Liman Bölgesi, Kenya-Mombasa Liman Bölgesi) çalışmasının ilişkilerimizi ivmelendireceğini düşünüyoruz. Bunu önemsiyoruz. Proje, söz konusu ülkelere yönelik lojistik ve taşımacılık faaliyetlerinin değil, ancak o ülkedeki lojistik depolama ve elleçleme imkan ve maliyetlerinin optimize edilmesine yönelik düşünülmektedir" dedi.

Olpak: "Hem işlerimizi yürütüyor hem de çözüme katkı sunmaya devam ediyoruz"

Olpak, Türk özel sektörünün dış dünyaya açılan penceresi olan DEİK'in, ülkeler arası yatırım ve ticareti artırmak için tüm dünyaya yayılmış 146 iş konseyiyle, "ticari diplomasi" anlayışıyla çalışan bir iş platformu olduğunu da sözlerine ekledi. Her gün, büyükelçiler ve ticaret müşavirlerinin de video konferans yöntemiyle katıldığı 5-10 adet İş Konseyi Yürütme Kurulu Toplantısı gerçekleştirdiklerini aktaran Olpak, şöyle devam etti: "Karşı kanat görüşmeleri, webinarlarımız, Interconnected Business toplantılarımız ile hem işlerimizi yürütüyor hem de buralardan aldığımız sorun, öneri, her türlü bilgiyi, devletimizin ilgili birimlerine ileterek, çözüme katkı sunmaya devam ediyoruz. Bir Afrika atasözü 'Hızlı gitmek istiyorsan yalnız git, uzağa gitmek istiyorsan beraber.' der. Türk İş Dünyası olarak siz Afrikalı kardeşlerimizle, önümüzdeki uzun yolu vizyoner bakış açımızla ve birlikte yürüyeceğimize olan inancımla, hepinizi saygıyla selamlıyorum." Olpak, 8-9 Ekim tarihlerinde İstanbul'da gerçekleştirmeyi planladıkları Türkiye-Afrika 3. Afrika Ekonomi ve İş Forumu'nun muhtemelen sanal ortamda gerçekleştirileceğini bildirdi.

Ak: "Afrika'nın Kovid-19 mücadelesinde yardımlarımızı sürdüreceğiz"

T.C. Dışişleri Bakanlığı Doğu Afrika ile İlişkilerden Sorumlu Afrika Genel Müdür Yardımcısı Fatih Ak ise Afrika'ya ulaştırılan yardımlar hakkında bilgi vererek, "Afrika'da bu zamana kadar yaptıklarımızı devam ettirmeye kararlıyız. Afrika'nın Kovid-19 mücadelesinde yardımlarımızı sürdüreceğiz. Zorlu dönemde iş birliğinin önemini anlamış olduk" dedi. Ak, pandemi sonrası ticari ve ekonomik ilişkilerin normalleşme süreci için fiziksel ziyaretleri gerçekleştirmeye başladıklarını söyledi. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu'nun pandemi sonrası ilk resmi Afrika ziyaretini yaptığını anımsatan Ak, ziyaretlerin gelecek dönemde artmasının planlandığını kaydetti.

Gültekin: "Ticaret ve yatırımın devam ettirilmesi gerektiğine inanıyoruz"

Ticaret Bakanlığı Uluslararası Anlaşmalar ve AB İşleri Genel Müdürlüğü'nde Sahra Altı Afrika Ülkeleri ile İlişkilerden Sorumlu Daire Başkanı Sinan Gültekin de Türkiye'nin Afrika'yı önemli partner olarak kabul ettiğini belirterek, "Ticaret ve yatırımın devam ettirilmesi gerektiğine inanıyoruz. Alınması gereken aksiyonlar varsa almaya hazırız." dedi.

Abdillahi: "Afrika, Türk iş dünyasının yatırımları için gereken adımları atıyor"

Afrika Diplomatik Misyonu Duayen Cibuti Cumhuriyeti Büyükelçisi Aden Houssein Abdillahi ise Afrika ekonomisini tüm kıtayı düşünecek geniş bir çerçevede değerlendirmek ve yeni trendlere göre aksiyon almak gerektiğini belirterek, şunları kaydetti:  "Türkiye ve Afrika arasındaki

ortaklığı geliştirmek için büyükelçilikler, iş dünyası STK'ları, sanayi ve ticaret odaları olarak birlikte pek çok ortak projeye imza atmalıyız. Serbest Ticaret Anlaşması da bu anlamda karşılıklı ticaret hacmimizin artması için büyük bir rol oynayacak. Pandemi sonrası, üretim ve kamu/özel sektör ortaklıkları açısından önümüzde büyük fırsatlar bulunuyor. Türkiye ile Afrika arasında kazan-kazana dayalı ticari ilişkilerimizin güçlenerek yoluna devam edeceğine inanıyorum."

Akyıldız: "Afrika'da iş yapmakta olan firmalarımızı kıtada daha fazla yatırım yapmaya tekrar davet etmek istiyorum"

DEİK/Türkiye-Afrika İş Konseyleri Koordinatör Başkan Yardımcısı ve Türkiye-Togo İş Konseyi Başkanı Berna Akyıldız, dünyayı etkisi altına alan Kovid-19 salgınının, 14 Şubat'ta Afrika'da da tespit edildiğini belirterek, salgının ortaya çıktığı tarihten itibaren Afrika İş Konseyleri olarak, karşı kanat kuruluşları ile ilişkileri kesmeden ikili ilişkileri artırmak için online toplantılar gerçekleştirdiklerini söyledi. Kovid-19 pandemisinin tüm ekonomilere zarar verdiğini anlatan Akyıldız, fakat, bu salgından Afrika ve gelişmekte olan ülkelerin en büyük zararı göreceği yönündeki ekonomik yorumların karamsar olduğunu kaydetti.

Genç nüfusu ve doğal kaynakları ile bölgesel entegrasyonunu sağlayacak Afrika kıtasının her türlü zorluğun üstesinden geleceğine inandığını belirten Akyıldız, "Afrika Kıtasal Serbest Ticaret Anlaşması (AfCFTA) ve Afrika'nın bütünleşme çalışmalarını çok değerli buluyorum. Bugün Afrika'nın her bölgesinden büyükelçiler ve diplomatların önünde Afrika'nın entegrasyonuna 45 Afrika ülkesinde 50 karşı kanat kuruluşuyla faaliyetlerini sürdüren Afrika İş Konseyleri adına tam desteğimizin sağlanacağını ifade etmek istiyorum. Bu kapsamda, Afrika Birliği'nin 2063 hedeflerinin 'Bütünleşmiş, refah ve barış içinde, kendi vatandaşları tarafından yönetilen ve uluslararası arenada dinamik bir gücü temsil eden Afrika' vizyonunu destekliyoruz. Bu vesileyle, Afrika'da iş yapmakta olan firmalarımızı kıtada daha fazla yatırım yapmaya tekrar davet etmek istiyorum. Türkiye'nin Afrika ile var olan ekonomik ve ticari ilişkileri bizim için çok değerli. Bu ilişkilerimizin yanı sıra, Afrika'daki genç nüfus, göç sorunu, iklim değişikliklerine bağlı olan sel ve erozyon, gıda güvenliği gibi Afrika'nın yüzleştiği sorunları da yakından takip etmekteyiz. Zira Afrika ile olan ilişkilerimizde 'kazan –kazan' prensibi üzerinden ilerlemekteyiz. Ekonomilerin birbirine bağlı ve etkileşimde olduğu çağımızda, partner ülkelerimizde yaşanan sorunlar bizim de ilişkilerimize sirayet etmektedir. Kıtada faaliyet gösteren diğer ülke yatırımcılarının aksine, Türk yatırımcılar yatırımlarında yerel eleman çalıştırılmasına özen göstererek 100 bin kişiye istihdam sağlamaktadır."

Akyıldız: "Afrika ile olan ilişkilerimizi kararlılıkla sürdüreceğiz"

İş insanlarının salgın boyunca, Afrika uçuşlarını sabırsızlıkla beklediklerine ilişkin birçok talep notu aldığını anlatan Akyıldız, "Ebola, sıtma gibi pandemi deneyimi olan Afrika'ya ilişkin karamsar senaryoları bir kenara bırakarak, sağlık önlemlerimizi alarak Afrika ile olan ilişkilerimizi kararlılıkla sürdüreceğiz" dedi.

Kıtadaki ve ülkelerdeki iş ve yatırım fırsatlarının anlatıldığı panele ise, Fildişi Sahili Büyükelçisi Khadidjata Toure, Kenya Büyükelçisi Johnson Mogoa Kimani Ondieki, Zambiya Büyükelçisi Joseph Chilengi, Ruanda Büyükelçisi B.N. Williams Nkurunziza, Cezayir Büyükelçisi  Mourad Adjabi, Güney Afrika Büyükelçiliği Maslahatgüzarı  Tshepo Ranamane ve Fas Büyükelçiliği Maslahatgüzarı  Latifa Louali'nin katıldı.

Büyükelçiler toplantıda, Afrika ile Türkiye arasındaki geliştirilebilecek sektörel fırsatlar ile ülkelerindeki iş ve yatırım fırsatlarını anlattı.

TÜRKİYE İLE İSPANYA’DAN 20 MİLYAR DOLARLIK TİCARET HEDEFİ

Türkiye-İspanya Sanal İş Forumu, Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan, İspanya Sanayi, Ticaret ve Turizm Bakanı Maria Reyes Maroto Illera, T.C. Ticaret Bakan Yardımcısı Gonca Yılmaz Batur, İspanya Sanayi, Ticaret ve Turizm Bakan Yardımcısı Xiana Méndez, DEİK Başkanı Nail Olpak, Türkiye Müteahhitler Birliği Başkanı Mithat Yenigün'ün katılımıyla DEİK/Türkiye-İspanya İş Konseyi Başkanı Zeynel Abidin Erdem'in ev sahipliğinde gerçekleştirildi.

Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan, "Türkiye-İspanya ticaret hacmi 12,6 milyar dolar ama bunu yeterli görmüyoruz. Ticaret hacmimizi dengeli bir şekilde 20 milyar dolara çıkarmak için iş insanlarını desteklemeye devam edeceğiz." dedi.  Pandemi nedeniyle zor günlerden geçildiğini ifade eden Pekcan, COVID-19 sürecinde sağlık kadar ekonomik hayatın, üretim süreçlerinin ve ticaretin de etkilendiğini dile getirdi. Normale dönüş ile beraber artık yeniden ivmelenme, toparlanma döneminin yaşandığını aktaran Pekcan, bu süreçte gerçekleştirdikleri JETCO toplantısının, iki ülke arasındaki ekonomik ve ticari ilişkilerin derinleştirilmesine, geliştirilmesine vesile olacağını vurguladı. İspanya Sanayi, Ticaret ve Turizm Bakanı Maria Reyes Maroto Illera'ya teşekkürlerini ileten Pekcan, son 3 ayda 3 kez görüştüklerini, karşılıklı şekilde verimli ve olumlu destekleri paylaştıklarını bildirdi.

I. Dönem JETCO Toplantısı Mutabakat Zaptı'nın imzalandığını anımsatan Pekcan, sözlerini şöyle sürdürdü: "Pek çok teknik konu üzerinde görüşmelerimiz oldu. Ticari konuların yanında, yatırım ve müteahhitlik hizmetleri, 3. ülkelerde iş birliği, karşılıklı yatırımların teşviki, sanayi ve teknoloji alanında iş birliği, kültür ve turizme dayalı ekonomik konular, tarım ve eğitim gibi başlıklarda iş birliği hususlarını konuştuk. Mutabakat Zaptına, iki ülke ilişkilerini geliştirmeye yönelik son derece somut ve yapıcı maddeleri dahil ettik. İki ülkenin ticaret hacmi 12,6 milyar dolar ama bunu yeterli görmüyoruz. Ticaret hacmimizi dengeli bir şekilde 20 milyar dolara çıkarmak için iş insanlarını desteklemeye devam edeceğiz. Otomotivden demir-çelik ürünlerine, elektronikten mobilyaya, tekstilden gıda ürünlerine, çok farklı alanlarda Türk ve İspanyol firmalar arasında önemli iş birlikleri var ve daha da potansiyel bulunmaktadır."

 Gümrük Birliği'nin güncellemesi çalışmaları

Türkiye ve Avrupa Birliği arasındaki Gümrük Birliği'nin Türkiye ile AB'nin entegrasyonunu derinleştirdiğini belirten Pekcan, "Ancak, 1996 yılında yürürlüğe giren Gümrük Birliği'nin iki ülkenin iş dünyasının taleplerini yerine getirmemektedir. Özellikle dijital ekonomi, e-ticaret, hizmetler, tarım ve kamu alımları 1996'da imzaladığımız Gümrük Birliği anlaşmasında bulunmamaktadır. Bunların da dahil olacağı Gümrük Birliği'nin güncellemesi çalışmalarının 2020'nin içinde başlanılarak, hatta bitirilmesini öngörüyoruz" dedi.

İspanyol firmalara İhtisas Serbest Bölgeleri'nde ortak yatırım daveti

Türkiye'nin teknoloji odaklı, katma değerli ürün üretim ve ihracatını teşvik etmek için İhtisas Serbest Bölgeleri projelerinin geliştirildiğini ifade eden Pekcan, "Burada da Türk ve İspanyol firmaları ortak yatırımlar yapabilir. İspanyol firmalarını yüksek teknolojili ve yüksek katma değerli ürün üretmeye, Ar-Ge ve tasarım dayalı ortak yatırımlara davet ediyoruz. Bunlarla ilgili ciddi teşviklerimiz var." diye konuştu. Pekcan, Türk müteahhitlerinin rekabetçi ve küresel çapta iyi bir konumlarının bulunduğunu anlatarak, Eximbank ve ihracat destek mekanizmalarını ortak anlaşmalarla 3. ülkelerde ortak proje geliştirilmesi için desteklemeye devam edeceklerini söyledi. JETCO toplantısında ve İş Forumu'nda önemli bir başlığı teşkil eden kadın girişimciliği konusuna iki ülkenin bakanları olarak çok önem verdiklerini aktaran Pekcan, kadın girişimcilerin uluslararası ticarette ve dünya ekonomisinde daha fazla ve etkin yer alması için de yuvarlak masa toplantısı gerçekleştirdiklerini, bu toplantılara devam edeceklerini söyledi. 

Illera: "JETCO çok taraflılığı güçlendirmek için doğru bir yol"

İspanya Sanayi, Ticaret ve Turizm Bakanı Maria Reyes Maroto Illera, "Türkiye-İspanya Ortak Ekonomik ve Ticaret Komitesi (JETCO) çok taraflılığı güçlendirmek için doğru bir yol. Ülkelerimizin uluslararası ticarete ihtiyacı var. Buradaki görevimizi, rolümüzü güçlendirmeliyiz. Dünya ticaretini modernleştirmeliyiz." dedi. Sanal ortamda da olsa iki ülke temsilcilerinin ve iş insanlarının bir araya gelmesinin önemini vurgulayan Illera, "Her iki taraf olarak yatırım ve ticari ilişkilerimizi geliştirmek istiyoruz. İki ülke olarak her düzeyde iyi ilişkilere sahibiz." diye konuştu.  Bakan Illera, Kovid-19'a rağmen Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan ile ikili görüşmeleri gerçekleştirdiklerini, 3 toplantı yaptıklarını ifade ederek,

"Sağlık krizinin önüne geçtik. Eşgüdüm ve iş birliği, çok taraflılığın korunması bizi bütün problemlerden güçlü çıkaracaktır. Ticari anlamda ikili yatırım anlamında bağlarımızı güçlendirmeliyiz. Bu krizden çok daha güçlü çıkacağız. Bu iş forumu önemli sektörler içinde iş birliği bize başarıyı sağlayacaktır. İspanya olarak Türkiye'nin sunduğu güzel yatırım plan ve programları imkanlarından haberdarız. İspanyol şirketlerini de programlarınıza dahil edin. Türk devleti ve Türk şirketleri, Türkiye'deki yatırım ve ticaret ortamını iyileştirmekte, insan sermayesini de iyileştirmeye yönelik çalışıyorlar. İspanyol şirketlerinin enerji, ulaştırma, alt yapı, turizm ya da tarım gibi sektörlerinde faaliyetlerini biliyoruz. İspanyol şirketlerin Türk kalkınma projelerine ilgisi büyük."

İki ülkenin 3. ülkelerle ortak iş yapma potansiyeline işaret eden Illera, İspanya'daki iş yapma kolaylığı ve doğrudan yatırım yapabilme gücü hakkında bilgi verdi. Illera, sağlık krizinden sonra zor dönemleri atlattıklarını ifade ederek, "JETCO çok taraflılığı güçlendirmek için doğru bir yol. Ülkelerimizin uluslararası ticarete ihtiyacı var. Buradaki görevimizi, rolümüzü güçlendirmeliyiz. Dünya ticaretini modernleştirmeliyiz" dedi.

Olpak: "İki ülke iş birliğinin üçüncü ülkelere taşınması önemli"

DEİK Başkanı Nail Olpak ise Covid-19 salgını ve sonrasında birçok unsurun eskisi gibi olmayacağı, yeni normalin tesis edileceği bir sürecin konuşulduğunu belirterek, şunları kaydetti: "Globalleşmeden glokalleşmeye dönüşümü konuştuğumuz, ekonomik rekabette öne çıkan ölçek ekonomisinden bugün tek kaynağa bağlı kalmanın risklerini tartıştığımız, lojistiğin hayatımızdaki yerinin tekrar sorgulandığı, yakınlık veya uzaklık kavramlarının yerine ulaşılabilirlik kavramının çok daha fazla öne çıktığı, Merkez Bankalarının bile alışageldiğimiz rollerinin dışına çıkarak Yatırım Kredilerine destek vermeye başladığı ve yeni normallerin bu veriler altında oluştuğu bir dönemi yaşıyoruz. Bu dönemin kazananı tedarik zincirini bozmadan sürdürebilenler olacak ve dönemin anahtar kelimesi de güven olacak."

Türk ve İspanyol iş dünyalarının altyapı ve müteahhitlik gibi birçok alanda güçlü iş birliklerinin bulunduğuna işaret eden Olpak, bunun 3. ülkelere taşınmasının önemini vurguladı. Salgın sonrasında Çin'den açılacak alanlarda eğitimli iş gücünden daha çok yararlanılarak, sadece tekstil değil, sağlık ve benzeri alanlarda da yeni iş birliklerinin yapılabileceğini anlatan Olpak, gıda ve turizm sektörlerinin de iş birliği potansiyeli taşıdığını kaydetti. Gümrük Birliği Anlaşmasının modernize edilmesi ve kapsamının genişletilmesinin daha da önem kazandığını aktaran Olpak, sınırların açılmasının sadece turizm açısından değil, ekonomik ilişkilerin artmasına ivme kazandıracağına inandığını dile getirdi.

Batur:  "İspanyol yatırımcılarımız 1,8 milyar lira civarında teşvikten istifade etti"

Ticaret Bakan Yardımcısı Gonca Işık Yılmaz Batur, Dünya Bankası tarafından ortaya konulan İş Yapma Kolaylığı Endeksi'nde Türkiye'nin 2018'den 2020'ye 27 sıra yükseldiğini belirterek, "Şu an 33. sıradayız. Sıralamamızı daha yukarı taşıyacağız. Bu anlamda, İspanyol firmalarla müteahhitlik, teknik müşavirlik, turizm, finans gibi farklı sektörlerde de ortaklaşa yatırım ortamının iyileştirilmesine önem vermeliyiz." dedi. Batur, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) pandemisinin olumsuz etkilerinin dayanışma ve iş birliğiyle daha kolay ve hızlı atlatılacağını söyledi.

Bu güne kadar 86 İspanya sermayeli şirketin "yatırımcı dostu" olarak adlandırılan teşviklerden faydalandığını bildiren Batur, "İspanyol yatırımcılarımız, 62 adet teşvik belgesiyle 1,8 milyar lira civarında teşvikten istifade etmiş. Türkiye'de yatırım ortamının iyileştirmelerine yönelik atılan adımlar sayesinde 2003-2019 döneminde doğrudan yabancı stokumuzda 217,4 milyar dolara ulaşmış durumda, bu da ivmelenmiş olan ilişkilerin uluslararası bazda göstergesi. Bu yatırımlar arasında ise İspanyol firmalarımız çok önemli bir yer tutuyor. 2002-2020 Mayıs dönemine bakarsak, İspanyol firmaların Türkiye'de gerçekleştirdikleri yatırımları yaklaşık 9,5 milyar dolar değerinde. Türkiye'ye yatırım yapmış ülkeler arasında İspanya, 7. sırada. Bu da bizim için çok önemli iş birliği ve entegrasyon göstergesi. Türkiye'de 708 adet İspanya sermayesine ait şirketimiz var ama biz onlara İspanyol firması demiyoruz artık Türk firması diyoruz" dedi.

Mendez: "Mükemmel bir iş birliğimiz var"

İspanya Sanayi, Ticaret ve Turizm Bakan Yardımcısı Xiana Mendez ise Türkiye'nin İspanya için öncelikli  ve stratejik bir pazar konumunda olduğunu söyledi. Mendez, "İspanya için Türkiye, fırsat anlamında en önemli ülkeler listesinde yer alıyor. Farklı sektörlerde iş birliği yapıyoruz. Bizim için özellikle Türk hükümetiyle uyumlu çalışmamız çok önemli. Ayrıca ilişkilerimizin güçlendirilmesi bizim öncelikli konularımızın arasında bulunuyor. 2019 yılında 12 milyar dolardan fazla ticaret hacmimiz oldu. Bizim için Avrupa Birliği dışındaki iş birliklerimizin arasında Türkiye 6. sırada. Türkiye bizim tedarikçimiz. İspanya'nın dünya çapında en büyük 9. tedarikçisi Türkiye. Bu anlamda, Türkiye bizim için çok önemli bir ülke." diye konuştu.

İki ülke arasında ticaretin arttırılması için fırsatların bulunduğunu ifade eden Mendez, "Değerlendirebileceğimiz birçok uygun alan var. İspanyol şirketleri aktif olarak iletişim, çevre, enerji, ulaşım gibi alanlarda yer alıyor. Bu alanlardaki mevcut durumu geliştirebiliriz. Özellikle raylı sistemlerde yapmış olduğumuz iş birliklerini artırabiliriz. İspanyol şirketleri mevcut faaliyetlere devam ederken iş hacimlerini de artırmak istiyor. Ticaret Bakanlığı olarak yeni iş birliklerini mümkün kılmak adına tüm hukuki zemini hazırlamak için varız. Çeşitlilik arz eden mükemmel bir iş birliğimiz var ve hala geliştirilebilecek iş birliği alanlarımız da var."

"Altyapı Sektöründe İş Birliği Fırsatları" oturumu

İspanya Müteahhitler Birliği (SEOPAN) Başkanı Julian Nunez, İspanya'nın her türlü proje geliştirme, kapasite artımı konusunda deneyimlerini paylaşma konusunda yardımcı olabileceklerini söyledi.

Türkiye Müteahhitler Birliği (TMB) Başkanı Mithat Yenigün ise, birçok ülkeyle iş birliği protokolü gerçekleştirdiklerini belirterek, İspanya Müteahhitler Birliği ile iş birliği protokolü yapmayı önerdi.

Forum, kapanış oturumunun ardından sona erdi.

NAİL OLPAK: “GÜÇLÜ DEMOKRASİ VE MİLLİ İRADENİN ÜSTÜNLÜĞÜ, TÜRKİYE’NİN GELECEĞİNİN TEMİNATIDIR”

Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Başkanı Nail Olpak, 15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü ile ilgili bir mesaj yayımladı.

Olpak açıklamasında şunları kaydetti:

"FETÖ terör örgütünün, Türkiye'nin birlik ve bütünlüğüne göz diktiği hain darbe girişiminin üzerinden tam dört yıl geçti. Birçok insanımızın şehit ve gazi olduğu o kara günde, ülkemiz tüm dünyaya örnek teşkil eden bir milli birlik ve beraberlik duruşu göstererek, demokrasimize kasteden bu hain yapılanmaya geçit vermedi. Başta Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın gösterdiği kararlılık, devletimizin kudreti ve halkımızın tek vücut hareket etmesiyle, egemenliğin kayıtsız ve şartsız milletin olduğunu bir kez daha ispatladık. 15 Temmuz 2016'da memleketimizi karanlığa boğmaya çalışan vatan hainlerine karşı cansiperane bir mücadele gösteren tüm demokrasi kahramanlarımızı saygı, rahmet ve minnetle anıyorum. 15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü vesilesiyle acı tecrübelerimizi bir kez daha göz önünde bulundurarak, Türkiye'nin aydınlık geleceği için daima demokrasiden güç almamız ve terörün her türlüsüyle kesintisiz şekilde mücadelemizi sürdürmemiz gerektiğine inanıyoruz. Bu güzel ülkenin ve aziz milletimizin bir daha böylesi elim hadiseler yaşamamasını temenni ediyoruz.

Türkiye, tarih boyunca yerel ve küresel ölçekli pek çok zorluğun üstesinden gelmeyi bildi. Ülkemiz siyasi, ekonomik ve sosyal anlamda biriktirdiği tüm tecrübeleri, "Güçlü Türkiye" vizyonu için birer kazanıma dönüştürdü. Bugün, dünyanın en büyük 20 ekonomisi arasında yer alan Türkiye, tüm dünyayı tehdit eden COVID-19 pandemi sürecini de en az hasarla atlatıyor. Olumsuzluklara karşı dimdik olan güçlü duruşumuz, daima insan odaklı devlet anlayışımız ve dayanışma ruhunu özümsemiş milletimiz sayesinde, sarsıcı sonuçlar doğuran küresel salgın sınavında da topyekûn bir mücadele içindeyiz. Sağlık alanında gösterdiğimiz başarıyı, devletimizin sunduğu desteklerle ekonomiye ve tedarik zincirini kopartmadan ticarete taşıyarak yolumuza emin adımlarla ilerliyoruz. Biz de, Türk iş dünyasının lokomotif platformu Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu olarak, ülkemiz adına üstlendiğimiz ‘Ticari Diplomasi' vizyonu doğrultusunda, dünyanın dört bir yanına yayılmış 146 iş konseyimizle ‘daha fazla ticaret' için gece gündüz demeden ülkemiz için çalışmaya devam ediyoruz. Çalışmalarımızı yürütürken, dört yıl önce olduğu gibi demokrasi mücadelemizi de dünyaya anlatmayı sürdürüyoruz. Türkiye'nin dış ticarette yeni rekorlara imza atması ve yeni normal düzende sanayisinden yatırım ortamına kadar dünyanın parlayan cazibe merkezi olması amacıyla faaliyetlerimize devam ediyoruz.

Önümüzdeki dönemde DEİK olarak, Ticaret Bakanlığımızın koordinasyonu ile sürdürdüğümüz küresel ticaret yolculuğumuzda, Türk iş dünyası adına gücümüzü tüm dünyaya taşımaya azimle devam edeceğiz. Devletimiz ve milletimizden aldığımız itici güç ile Türk diaspora temsilcilerimizle birlikte dünyanın her yerinde demokrasi mücadelemizi inatla sürdüreceğiz. Türkiye'nin 2023 vizyonu ve küresel hedefleri için ekonomik ve ticari açıdan üzerimize düşen her görevi eksiksiz şekilde yerine getirmeyi, ülkemize karşı sorumluluğumuz gereği bir borç biliyoruz." dedi.

DEİK VE DTİK’TEN "DEMOKRASİ MÜCADELESİNDE TÜRK DİASPORASI" WEBİNARI

Kıran: "Türkiye, 15 Temmuz gecesi verdiği demokrasi mücadelesinden zaferle çıktı"

Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) ve Dünya Türk İş Konseyi (DTİK) organizasyonuyla gerçekleşen "Demokrasi Mücadelesinde Türk Diasporası" webinarı, T.C. Dışişleri Bakan Yardımcısı Yavuz Selim Kıran, DEİK-DTİK Başkanı Nail Olpak, Dışişleri Bakanlığı Yurtdışı Tanıtım Genel Müdür Yardımcısı Umut Acar ve SETA Berlin Koordinatörü Zafer Meşe'nin katılımlarıyla gerçekleşti. Gazeteci Hakan Çelik'in moderatörlüğünde düzenlenen online konferasta, 15 Temmuz hain darbe girişiminin dünden bugüne yansımaları ve Türk diasporasının dünya çapındaki mücadelesi ele alındı.

Türk milletinin, 15 Temmuz gecesi tüm dünyaya ilham olacak bir demokrasi ve milli irade sınavı verdiğini ifade eden T.C. Dışişleri Bakan Yardımcısı Yavuz Selim Kıran, "Türkiye, FETÖ'nin hain darbe girişimi karşısında gösterdiği örnek duruş ve takdir toplayan mücadele ile bu sınavdan zaferle çıktı. 40 yıldır milletimizin dini hassasiyetlerini istismar eden, haşhaşi metotlarıyla örgüt üyelerinin aklını ve iradesini teslim alan, onları birer suç makinesinde dönüştüren, dünyanın en tehlikeli terör örgütlerinden birinden söz ediyoruz. Ancak, devletimiz ve milletimiz, 15 Temmuz'da sapkın ve gözü dönmüş örgütün 40 yıllık planını 1 gecede yerle yeksan etti. Aziz Türk milleti, Türk tarihine büyük bir not düşerek, demokrasi ve özgürlük mücadelesini bambaşka bir boyuta taşıdı." diye konuştu.

Kıran: "FETÖ ile mücadele dış politikanın en önemli gündem maddelerinin başında geliyor"

FETÖ'nün 160'dan fazla ülkede 800'den fazla eğitim kurumu, binden fazla vakıf ve sivil toplum kuruluşu ile 200'den fazla medya kuruluşu olduğuna dikkat çeken Kıran, "Binlerce şirket, faaliyet gösterdikleri ülkelerin de destekleriyle FETÖ'ye kaynak sağlamaya devam ediyor. Bu çerçevede, FETÖ ile mücadele dış politikamızın en önemli ve öncelikli gündem maddelerinin başında geliyor. Bir yandan faaliyet gösterilen her ülkede FETÖ ile kararlı bir mücadele yürütürken, diğer yandan bakanlık içerisindeki FETÖ yapılanmasını da tespit etmek ve temizlemek için gayret gösteriyoruz. Örneğin; FETÖ okullarından birinin, bütçesinin üçte biri olan 3 milyon doları tek bir STK'dan hizmet alımı için harcadığını; benzer şekilde başka bir FETÖ okulunun yeni açılmış bir inşaat şirketine 8,2 milyon dolarlık ihale verebildiğini yürüttüğümüz çalışmalarla tespit ettik. FETÖ, sadece ülkemiz için değil yerleştiği diğer ülkeler için de büyük bir tehdit. Örneğin, ABD'de hukuk firmalarıyla yürüttüğümüz çalışmalarda örgütün okullarına sağladığı mali desteğin yıllık ortalama 800 milyon dolar olduğunu, bunun yaklaşık dörtte birini de de hortumladığını tespit ettik. FETÖ'nün bu geliri, siyasi nüfuz elde etmek amacıyla kullandığını da biliyoruz.

Doğu Akdeniz'de, Suriye'de, Libya'da, terörle mücadelede gerçekleştirdiğimiz kararlı operasyonlarda adeta düşmanca karşımıza çıkan ülkelerin, FETÖ'yü lojistik ve maddi ölçekte besleyen kaynaklar arasında yer alması asla tesadüfi olamaz. FETÖ ile mücadelede hukuk çerçevesinde attığımız adımlara, sözümüz ona gelişmiş demokrasilerden ses yükseltilmesine, hüküm giymiş ve yargılanan FETÖ mensuplarının serbest bırakılması için her türlü girişimde bulunan ülkeleri de gayet iyi biliyoruz. Ülkemizin FETÖ ile kararlı mücadelesi terör örgütlerini besleyen ve büyüten asıl sebeplerin açığa çıkmasına vesile olmuştur." dedi.

Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) ve Dünya Türk İş Konseyi (DTİK)'in, ticari diplomasi anlayışı ve Türk diasporamız çerçevesinde, sivil toplum kuruluşları açısından yeni bir soluk getirmelerini takdir ediyoruz. Dünya Türk İş Konseyimizin, küresel ölçekli yapılanması ve ülkemizin pek noktada kabuklarını kırması noktasında DEİK-DTİK Başkanı Nail Olpak ve yönetimine ülkemiz adına ayrıca teşekkür ediyorum." dedi.

Olpak: "FETÖ'ye karşı hala çok uyanık olmalıyız"

40 yıl boyunca adım adım kurgulanan bir hain yapının etkisini ortadan kaldırmak için çok dikkatli olunması gerektiğini ifade eden DEİK-DTİK Başkanı Nail Olpak, "FETÖ'nün küresel etkisini ortadan kaldırmak için dünyanın her yerinde hala çok uyanık olmaya, aktif mücadeleye ve birlikteliği korumaya ihtiyaç var. Diasporamız açısından baktığımızda, bu ihtiyacın Türkiye'deki mücadelede olduğu kadar, ülkemizdeki mücadele yöntemlerine ve altyapısına sahip olamayan diaspora temsilcileri açısından da çok önemli. İş dünyası açısından daha fazla destek verme görevi, işte tam da bu noktada ön plana çıkıyor. Hem verilecek desteğin ülkemiz dışındaki kurumlar tarafından STK, iş dünyası mantığıyla kabulünü daha fazla sağlamak, hem de bizim organizasyonumuz açısından bu desteğin niteliği, bir iş platformunun vereceği destek çerçevesinde olacaktır." dedi.

Olpak: "Diasporayı, bir beyin göçü olarak değil bir beyin kazanımı olarak görüyoruz"

Dünya Türk İş Konseyi (DTİK) çatısı altında iş insanlarının, akademisyenlerin, sporcuların ve sanatçıların buluştuğunu belirten Olpak, "DTİK, bir başka kuruma alternatif olan değil, bir platform olarak faaliyet gösteren çok değerli bir yapı. Diasporayı, bir beyin göçü olarak görmek yerine bir beyin kazanımı olarak değerlendirmenin çok daha önemli olduğu kanaati içerisindeyiz. Etnik kökeni, inancı, sosyal yaşamı, siyasi görüşü ne olursa olsun bu güzel ülkeye gönülden bağlı olan herkes bizim doğal ya da fiili olarak üyemizdir. Önümüzdeki dönemde de sivil inisiyatif çerçevesinde, hain FETÖ yapılanmasıyla dünyanın her yerinde mücadele etmeyi sürdürecek ve ülkemize karşı sorumluluğumuz gereği bu hain örgüte geçit vermeyeceğiz." dedi.

Acar: "FETÖ ile mücadelede sivil toplum kuruluşlarımıza her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var"

Dışişleri Bakanlığı Yurtdışı Tanıtım Genel Müdür Yardımcısı Umut Acar ise; "FETÖ ile mücadele, uzun soluklu bir mücadele. Bu mücadelede, yurt dışında sivil toplum ayağına her zamankinden çok daha fazla ihtiyacımız var. Türkiye'nin yurt dışındaki imajını olumsuz yönde etkilemeye çalışan ve her türlü hain organizasyonu kurgulayan bu yapıya karşı, yabancı ülkelerde yaşamını sürdüren vatandaşlarımızın da ülkemizi en doğru şekilde anlatması büyük önem taşıyor. FETÖ'cülerin Türk toplumunu yurt dışında temsil etmediğini altını çizerek anlatma noktasında, derneklere ve diasporamıza da çok büyük sorumluluk düşüyor. DEİK ve DTİK de, FETÖ ile mücadeleye ve ülkemizin yurt dışındaki tanıtımı ile gelişimine bu anlamda çok değerli katkılar sunan sivil kuruluşlarımız. Kendilerine bu değerli diaspora faaliyetleri ve destekleri için teşekkür ediyorum. " diye konuştu. 

Meşe: "FETÖ'ye karşı mücadelede her kulvarda ortak akılla mücadele etmeliyiz"

FETÖ'ün Almanya'daki sivil yapılanmasına dikkat çeken SETA Berlin Koordinatörü Zafer Meşe, "Bu kirli ve hain yapı, Almanya gibi pek çok ülkede örgütlenerek, karar verici mekanizmalarda bulunan kişiler nezdinde Türkiye aleyhine kara bir propaganda yürütüyor. 1970'li yıllardan itibaren kanserli bir hücre gibi yayılan, organize ve dünyaya yayılmış bir yapıdan söz ediyoruz. Almanya'da özellikle kamuoyunu etkileyen kişilerle, Türk diaspora temsilcileri olarak çok daha kuvvetli ilişkiler kurmalıyız. Özellikle Türk sivil toplum kuruluşlarımızla birlikte hem stratejik hem de etkin bir mücadele ortaya koymalıyız. Ortak akıl ve vatan sevgisiyle Türkiye'nin pozitif algısı için çalışmalıyız. Bu anlamda DTİK de, Türkiye'nin yurt dışındaki sivil platformlardaki diyalog bağlantıları için büyük önem taşıyor. Sivil çalışmaları çok daha güçlü bir yapıya kavuşturmalıyız." dedi.

EBRD BAŞKANI CHAKRABARTİ: "TÜRKİYE'NİN BÖLGE VE ÖTESİNDE GÜÇ MERKEZİ OLACAĞINA İNANIYORUM"

DEİK, EU Talks kapsamında,  "Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası ve Türkiye: İleriye Doğru" konulu webinarını DEİK Yönetim Kurulu Üyesi ve Limak Yatırım Yönetim Kurulu Başkanı Ebru Özdemir moderatörlüğünde, DEİK Başkanı Nail Olpak ve Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (EBRD) Başkanı Suma Chakrabarti ve'in katılımıyla 17 Haziran 2020 tarihinde gerçekleştirdi.

Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (EBRD) Başkanı Suma Chakrabarti, Türkiye'nin kendi bölgesinde ve ötesinde bir ekonomik güç merkezi olabileceğine dair mutlak inancının devam ettiğini belirterek, yaşanılan sıkıntılı zamanlara rağmen, Türkiye'ye ve geleceğine güvendiğini söyledi. Türkiye'ye güveninin, EBRD olarak, Türkiye'de yaptıkları on yıllık yatırımdan öğrendikleri her şeyden kaynaklandığını dile getiren Chakrabarti, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) pandemisinin etkisinin EBRD bölgelerinde ciddi sorunlara yol açtığını aktardı.

Birçok ekonomik faaliyetin askıya alındığı ve işletmeler potansiyel iflasla mücadele ettiği için değer yıkımının hala büyük bir tehdit olduğuna işaret eden Chakrabarti, "Kriz ayrıca ülkelerimizin güvence altına aldığı zor kazanılan başarıların çoğunun rayından çıkma riskini de beraberinde getiriyor" dedi.

Kovid-19 salgının iş dünyası, kapitalizm, küreselleşme, tedarik zincirleri, ticaret, uluslararası seyahat ve modern şehri değiştiriyormuş gibi hissettiğini vurgulayan Chakrabarti, "EBRD, Kovid-19 pandemisi, büyük ayaklanmalara ne kadar hızlı tepki verebileceğimizi bir kez daha kanıtladı. Mart ortasına kadar acil bir kriz yanıtı başlatan ilk çok taraflı kalkınma bankası olduk. Kovid-19 Dayanışma Paketimiz mevcut müşterilere acil likidite sağlamaya odaklandı. Birkaç hafta sonra hissedarlarımız, ilk pakete dayanmak üzere kapsamlı bir dizi ilave müdahale ve geri kazanım tedbirini onayladılar" dedi.

"Türkiye'nin EBRD bölgelerinde örnek olma ve ilham verme gücü abartılmıyor"

Salgının etkisine karşı koyarak ekonomik iyileşmeyi desteklemenin yanında olacaklarına dikkati çeken Chakrabarti, bunun finansal açıdan 21 milyar avro tutarında olacağına değindi. Türk kurumsal sektörünün ve bankacılık sisteminin ihtiyaçlarına anında ve güçlü bir şekilde yanıt verdiklerini anımsatan Chakrabarti, "Bunu ağırlıklı olarak bankalar aracılığıyla yapıyoruz, aynı zamanda altyapı, sanayi, ticaret, tarım işletmeleri ve enerji sektörlerindeki müşteriler için bir likidite ve işletme sermayesi tesisi aracılığıyla yapıyoruz. Salgının başlangıcından bu yana, özel sektöre verilen kredileri artırmak için kilit Türk bankalarına yarım milyar dolar aktardık." ifadelerini kullandı. Türkiye'nin EBRD bölgelerinde örnek olma ve ilham verme gücünün abartılmadığını dile getiren Chakrabarti, şunları kaydetti: "Türkiye, sadece konumu nedeniyle değil, kendi bilgisi ve başarılı geçiş deneyimi nedeniyle Doğu ile Batı'yı birbirine bağlamak için çok önemlidir. Türkiye'nin bölgesel ticaret ağlarına daha fazla entegre olması ve finansal ve ticari uzmanlığını daha geniş bir şekilde paylaşmasına yardımcı olmak için yaptıklarımızdan gurur duyuyoruz. Türkiye, EBRD'nin iş modelinin ve özel sektöre odaklanmasının birçok farklı ülkede değişiklik sağlayabileceğini kanıtlamıştır. Türkiye, Orta Asya veya Sahra altı Afrika'da yeni yatırım ve bilgi birikimine ihtiyaç duyan daha zor pazarlara açılmaktan korkmuyor."

Olpak: "Türkiye Doğu ile Batı arasında her zaman önemli bir geçit oldu"

DEİK Başkanı Nail Olpak, Türkiye'nin kültürel ve endüstriyel bir merkez olarak Doğu ile Batı arasında her zaman önemli bir geçit olduğunu bunun öneminin şimdi daha iyi anlaşıldığını söyledi. Olpak, devam eden salgının yol açtığı ayaklanmanın, küresel ekonominin kırılganlığını ve bağlı olduğu tedarik zincirlerini zayıflattığını ve bunun piyasa üzerinde yarattığı muazzam etkiden kurtulmanın uzun zaman alacağını aktardı. EBRD'nin, Türkiye'de bugüne kadar 310'dan fazla proje yürüterek 12 milyar avrodan fazla yatırım yaptığını anımsatan Olpak, "Bu yatırımların, özellikle Türkiye ile AB arasındaki ekonomik ilişkilerde olumlu bir çarpan etkisi olduğundan, EBRD yatırımlarındaki ortaklığın arttığını ve Türkiye'nin EBRD yatırımlarındaki paylarının arttığını görmekten memnuniyet duyacağız" dedi.

Kritik sektörler ve KOBİ'lerin istikrarlı ve büyümelerine yardımcı olmak için yatırım ve kredilerin esas alınacağına dikkati çeken Olpak, "Kovid-19 önemli yatırımları gözden kaçırmamızı sağlayamaz, yenilenebilir enerji, Ar-Ge, sağlık, ulaşım altyapısı ekonomik büyümemizin önemli özellikleri olmaya devam ediyor" ifadelerini kullandı.  Türkiye'nin, coğrafi konumunun dünya ticaretinin kesişme noktasında olması nedeniyle iki büyük avantaj sunduğunu vurgulayan Olpak, sözlerine şöyle devam etti: "Birinci olarak, üretim faktörü donanımındaki çeşitliliğimiz ve uzun yıllara dayanan endüstriyel tecrübemiz sayesinde Türk üretiminin kalitesi. Gelişmiş ve zengin üretim yelpazemiz, önemli bir yatırım merkezi haline gelebilmemiz için rakiplerimizin bir adım önünde olmamızı sağlayacaktır. İkincisi ise Türk politika yapıcıları Türkiye'deki yatırım ortamını iyileştirmek istiyor. Türkiye'nin eylem planları uzun vadeli sürdürülebilir ekonomik büyümeye dayanmaktadır ve bu nedenle tüm ekonomik reform programları artan üretim, Ar-Ge ve ihracata dayanmaktadır."

Özdemir: "Türk şirketleri, Kovid-19 sonrası küresel tedarik zincirlerindeki boşlukları doldurdu"

DEİK Yönetim Kurulu Üyesi ve Limak Yatırım Yönetim Kurulu Başkanı Ebru Özdemir ise, EBRD'nin Türkiye özel sektöründeki şirketlerin sadece diğer ülkeler ve küresel finansal kuruluşlar ile arasındaki bağını derinleştirmediğini aynı zamanda Türk şirketlere yurt dışındaki kapıların açılmasını sağladığını belirtti. Özdemir, dünya neredeyse tanınmayacak kadar değiştiğini dile getirerek, küresel ekonominin büyük bir mücadeleye girdiğini, bu pandeminin "benzeri olmayan bir krize" sebep olduğunu aktardı. Kovid-19 sürecinde yeni çalışma yolları, yeni iletişim yolları, yeni öğrenme yolları elde ettiklerini dile getierek, "Yeni normale"  tanık olunduğunu ve şimdi ise toparlanmaya şahit olunacağını belirtti.  Ticari rutinlerin derinden etkilendiğini ve değiştiğini aktaran Özdemir, şu ifadeleri kullandı: "Kovid sonrası manzaradaki değişikliklerin farkında olmadan "ileriye doğruyu" tartışmanın imkansız olduğuna inanıyorum. Gelecekte zor zamanlar olduğunu bilsem de Türkiye'nin bu küresel salgından nasıl çıkacağı konusunda da iyimserim. Türkiye ve Türk şirketlerinin Kovid-19 krizinin bir sonucu olarak küresel tedarik zincirlerindeki bazı boşlukları doldurduğunu gördük."

Açılış konuşmalarının ardından toplantı, soru cevap bölümü ile devam etti.

 

OLPAK: “ÖNCE TOPARLANACAĞIZ SONRA POZİTİF BÜYÜYECEĞİZ”
Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Başkanı Nail Olpak, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından açıklanan 2020 yılı ilk çeyrek büyüme verilerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
 
"Türkiye ekonomisi, 2019 yılının son çeyreğinde yüzde 6'lık bir büyüme yakalamasının ardından, 2020 yılına da yüzde 4,5'lik bir büyüme ile güçlü ve pozitif bir başlangıç yaptı. Ocak ve Şubat aylarındaki verilere baktığımızda ise Mart ayında başlayan koronavirüs pandemisi yaşanmasaydı, ülke ekonomimizin çok daha yüksek bir büyüme potansiyeli olduğunu da bir kez daha görmüş olduk. İlk çeyrekte gösterdiğimiz yüzde 4,5'lik büyüme başarısının, ekonomi yönetimimizin aldığı isabetli kararlar ve ekonomi alanındaki reel sektör ve finans sektörü dahil tüm paydaşların bunu destekleyen proaktif adımlarının bir göstergesi olduğunu görüyoruz. Pek çok gelişmiş dünya ekonomisinin dahi ciddi küçülme yaşadığı, daralma riski ile karşı karşıya olduğu bir küresel krizi yaşarken, Türkiye'nin gösterdiği bu performans oldukça umut verici bir tabloyu ortaya koyuyor.
 
Pandemi etkisiyle birlikte 2020'nin ikinci çeyreğinde, tüm dünyada olduğu gibi Türkiye ekonomisinde de bir ekonomik daralma beklentisi var. Ancak hükümetimizin açıkladığı Ekonomik İstikrar Kalkanı Paketi, İşe Devam Kredisi ve diğer çok doğru desteklerle, bu zorlu süreci en az hasarla atlatacağımızı görüyoruz. Adım adım normalleşme kapsamında, Haziran ayı itibarıyla ekonomimizin tekrar canlanmaya başlamasını bekliyoruz. Bununla birlikte, önümüzdeki süreçte salgının seyrine göre üçüncü çeyrekte daha hızlı bir toparlanma yaşayacağımızı öngörüyoruz. Dolayısıyla, son çeyrekte yeniden pozitif bir büyüme trendi yakalayarak, Türkiye ekonomisinin 2020 yılını küçülme öngörülerinin aksine, pozitif bir büyüme ile tamamlayacağını düşünüyoruz."
SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI MUSTAFA VARANK DEİK TALKS PROGRAMINDA İŞ DÜNYASININ SORULARINI YANITLADI

T.C. Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank, Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu'nun (DEİK) video konferans ile 20 Mayıs 2020 tarihinde düzenlediği DEİK Talks programları kapsamında, DEİK Başkanı Nail Olpak ve DEİK üyelerinin sorularını yanıtladı.

T.C. Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank, büyümenin öncü göstergelerini düzenli bir şekilde takip ettiklerini belirterek, sanayi üretimini, kapasite kullanım oranlarını, imalat siparişlerini ve sanayideki elektrik tüketimi verilerini anlık izlediklerini söyledi. En temel önceliklerinin; "Üretim cephesinde kalıcı bir toparlanmayı sağlamak" olduğunu dile getiren Varank, son iki haftalık dönemde, reel sektörden normalleşmeye ilişkin olumlu sinyallerin geldiğini anlattı. OSB'lerdeki elektrik tüketiminin mayıs başından itibaren artmaya başladığını ifade eden Varank, "Otomotiv ana fabrikalarının tümü çalışıyor. Tekstilde de toparlanmalar var. Gıda, kimya, ilaç ve ambalaj sanayi, salgınla birlikte gücüne güç kattı. Düzenli olarak sektör temsilcileri ve OSB yönetimleriyle bir araya geliyorum. Benim edindiğim izlenim şu: Reel sektörün beklentileri iyileşmeye başladı. Pek çok üretici yatırımdan, ihracat imkânlarından söz ediyor. Tabii biz de Bakanlık olarak, bu potansiyeli hayata geçirecek adımlara odaklanıyoruz. Şundan lütfen emin olun: Sanayimizi her türlü şoka karşı daha dayanıklı hale getirecek ve her durumda ayakta tutacağız" dedi.

Varank: "Mayıs sonuna kadar tüm OSB'lerde Kovid-19 tarama sistemini başlatmak istiyoruz"

Varank, normalleşme sürecinin bir diğer kritik politikasını Organize Sanayi Bölgeleri'nde başlattıkları Kovid-19 testlerinin oluşturduğunu belirterek, Gebze ve Ankara'da düzenli olarak testlerin yapıldığını söyledi. Varank, "Gönül rahatlığıyla ifade edeyim, vaka oranları çok çok düşük seviyelerde. İstanbul, Bursa, Tekirdağ, Manisa ve Gaziantep'te de tarama testlerini yakında başlatıyoruz. Mayıs sonuna kadar artık tüm OSB'lerde bu sistemi devreye almak istiyoruz" dedi. 

Herkesi aynı anda etkileyen olağan üstü zamanlardan geçildiğine işaret eden Varank, pek çok uluslararası kuruluşun, küresel ekonominin bu seneyi en az yüzde 3 küçülmeyle kapatacağını tahmin ettiğini hatırlattı.  Geçmişte yaşanan pandemilerde bazı ekonomilerin büyüdüğünü anlatan Varank, şunları kaydetti:  "Tabi o dönemin ekonomik modeli, savaştan besleniyordu. Bugüne baktığımızda, bambaşka bir ekonomik modelle karşı karşıyayız. Neoliberal düzen sorgulanmaya başladı. En temel sağlık ekipmanlarının üretiminde bile, ülkelerin nasıl çıkmaza girdiğini gördük. Salgının yayılımını engellemek için fabrikalar kapatıldı. En gelişmiş ekonomiler, oldukça sert makro problemlerle karşılaştı. Örneğin, Amerika'da işsizlik oranı sadece 1 ay içinde, yüzde 4'ler seviyesinden yüzde 14'ün üzerine sıçradı. Küresel tedarik zincirleri çökerken, uluslararası ticaret, sermaye akımları ve turizm durma noktasına geldi. Ve tüm bunlarla mücadelede ülkeler, daha önce örneğini görmediğimiz para ve maliye politikaları uygulamaya başladı. 2020 yılına girerken, sanırım hiçbirimizin aklına bu senaryo gelmezdi."

Varank: "Türkiye, bu küresel krizde hem emsallerine hem de gelişmiş ülkelere göre başarılı bir sınav veriyor"

Türkiye'nin virüsün ekonomik etkilerini nisan ayından itibaren yoğun bir şekilde hissetmeye başladığını belirten Varank, Avrupa Birliği başta olmak üzere neredeyse tüm büyük pazarlarda talebin durma noktasına geldiğini söyledi. Halk sağlığını korumak için alınan tedbirlerin doğal olarak iç talebi etkilediğine dikkat çeken Varank, "Ancak şunu çok net bir biçimde görmek gerekiyor. Türkiye, bu küresel krizde hem emsallerine hem de gelişmiş ülkelere göre başarılı bir sınav veriyor. İnşallah bundan sonra da vermeye devam edecek. Bu süreç bizlere, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'nin de ne kadar etkin işlediğini tekrar gösterdi. İlk günden itibaren, Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde yerinde ve zamanında adımlar attık. 

Dinamik, sonuç-odaklı ve bütüncül bir kamu yönetimi yaklaşımı izliyoruz. Sağlık tedbirlerinin yanı sıra, ekonomik sürdürülebilirliği de dikkate alıyoruz. Gerek salgının seyri, gerekse reel sektörden gelen talepler doğrultusunda üretimi tamamen durdurmadık" dedi.

İstihdamın sürekliliği için kısa çalışma ödeneğinden faydalanma şartlarını kolaylaştırdıklarını belirten Varank, şimdiye kadar 3 milyondan fazla çalışanın hesaplarına 5 milyar liraya yakın kısa çalışma ödeneği yatırıldığını, bu imkandan faydalanamayanlar için nakdi ücret desteği sisteminin başlatıldığını dile getirdi. Yapılan yardımlar, destekler ve çalışmalar hakkında bilgi veren Varank, bu dönemde işsizlik ödeneğinden yapılan ödemelerin 730 milyon lirayı bulduğuna dikkati çekti. Varank, "Yani 10 milyon haneyi sosyal koruma kalkanı şemsiyesi altına alarak nakit desteklerle destekledik. Kamu bankalarımız sektör ayrımı olmaksızın işe devam kredileri açtı ve finansman destekleriyle şirketlerimizin, esnafımızın yanında durdu." ifadelerini kullandı.

Varank: "Hassas bir dengeyi gözetmek durumundayız"

İçinden geçilen ayların en kritik zamanlar olduğuna dikkati çeken Varank, "Hassas bir dengeyi gözetmek durumundayız. Bir taraftan salgında ikinci dalgayla karşılaşmamak için tedbirlere azami seviyede uyulması şart. Diğer taraftan, değişen küresel dengeleri de dikkate alarak yeni normale en iyi şekilde hazırlanmak gerekiyor. Bu manada sizlerin en temel önceliği, çalışanlarınızın sağlığını güvence altına almak olmalı." değerlendirmesinde bulundu. Üretim öncesi ve sonrasını en ince detayına kadar planlamak gerektiğine işaret eden Varank, sanayiciye yol göstermesi için Türk Standarları Enstitüsü ile hazırladıkları kılavuz hakkında bilgi verdi. Yeni normale geçişte iş güvenliğinin yanı sıra, üretim kabiliyetlerinin geliştirilmesinin de son derece kritik olduğunu dile getiren Varank, salgının, kendi kendine yetmenin ne kadar önemli olduğunu hatırlattığı değerlendirmesinde bulundu.

Varank, "Ham maddeyi ve ara-malını yurt içi kaynaklardan karşıladığınızda, dış şoklara karşı daha dirençli oluyorsunuz. Geçen sene Teknoloji Odaklı Sanayi Hamlesi Programı'nı başlattık. Uçtan uca bir destek mekanizması tasarladık. Alıcı ve satıcıyı aynı anda destekliyoruz. Makine sektöründe açtığımız çağrıyı yakında sonuçlandıracağız. Önümüzdeki aylarda, diğer öncelikli sektörler için de Hamle Programı devrede olacak. Açacağımız çağrılara yerli ya da yabancı ortaklarınızla başvurmanızı bekliyoruz. Biliyorsunuz küresel şirketler, üretim merkezlerini yeniden yapılandırma yönünde bir arayış içine girdi. Muhtemelen önümüzdeki dönemde üretimde, tek kutuplu dünya düzeninden, çok kutuplu dünya düzenine doğru geçiş olacak. Yeni merkezler ortaya çıkacak, güç dengeleri değişecek. Dolayısıyla bu bölüşümden yüksek pay almaya odaklanmamız gerekiyor" dedi.

Varank: "Türkiye, yeni dönemde dünyanın sayılı bölgesel tedarik merkezlerinden biri olabilir"

Türkiye'nin yeni düzende çok sayıda artısı olduğunu belirten Varank, savunma sanayi, otomotiv, tekstil ve beyaz eşyada sahip olunan üstünlükleri, daha fazla sektöre yaymak istediklerini söyledi. Türkiye'nin yeni dönemde dünyanın sayılı bölgesel tedarik merkezlerinden biri olabileceğini dile getiren Varank, yol haritasını paydaşlarla birlikte şekillendireceklerini, aktif bir ekonomi diplomasisi izleyeceklerini aktardı.

Hükümet olarak sanayicinin yanında olduklarını vurgulayan Varank, "Faaliyetini çeşitlendirmek isteyen, üretken yatırımlara odaklanan ve istihdam oluşturan herkesin yanında olmaya da devam edeceğiz. Sizlerden beklentimiz tedarikçilerinize sahip çıkmanız ve dijital dönüşüme hızla adapte olmanız. Birlikte çalıştığınız KOBİ'lere de lütfen destek olun. Talep canlandığında, onların yetkinliği size güç katacak. Esnek yapıları ve inovatif iş görme tarzlarıyla startuplar'dan en iyi şekilde faydalanın. Gelecek vadeden çok parlak genç girişimler var. Dijitalleşmeye yatırım yapmanızı şiddetle öneriyorum. Başarının anahtarı, sizlerin teknolojik değişime ayak uydurma kabiliyetinizle doğrudan ilişkili. Üretimde, tedarikte ve satışta dijital imkanlardan yararlandıkça, benzeri salgınlara karşı işletmelerinizi daha dayanıklı hale getirmiş olacaksınız" dedi.

DEİK Başkanı Olpak: "Yeni dönemin kazananları, muhataplarına güven verenler olacak"

DEİK Başkanı Nail Olpak, koronavirüs sürecinde DEİK olarak yaptıkları çalışmalar hakkında bilgi verdi.  Olpak, salgının ilk gününden itibaren, "İşlerimizi askıya almıyoruz", "İşletmelerimizin ve çalışanlarımızın sağlığını ve istihdamını koruyoruz." dediklerini belirtti. Olpak, "İşlerimizi askıya almıyoruz ifademize vurgu yapmak istiyorum. Çünkü, DEİK olarak bu süreçte anlamlı bir tavır sergiledik ve bu tavrımızın vurgulanması önemli. ‘Kimilerinin bütün iş yerlerini uzun süre komple kapatmayı konuştuğu, ‘kimilerinin her yerde uzun süreli sokağa çıkma yasağını konuştuğu' süreçte, uzun soluklu bir mücadele gerektiren bu salgınla, her yerde kontak kapatarak sonuç almak mümkün değildi. Sadece işletmeleri değil, bizzat hane halkını da etkileyecek bir kaos ortamını doğurabilirdi. Devletimizin destekleriyle, iş dünyamızla, finans dünyamızla, çalışanımızla, ekonominin çarklarını durdurmadık. Biliyoruz ki, yeni dönemin kazananları, tedarik ve arz zincirini kopartmadan muhataplarına güven vererek süreci yönetebilenler olacak" dedi. 

Olpak: "Saha takımının etkili bir oyuncusu olan iş dünyası olarak, ülkemiz için daha fazla çalışacağız"

Türkiye'nin bu dönemde her yönüyle güzel bir performans sergilediğine işaret eden Olpak, bu süreçte her gün video konferans sistemiyle sayısız İş Konseyi toplantıları gerçekleştirdiklerini, buralardan elde ettikleri taze ve güvenilir bilgileri, çıkan sonuç, sorun ve önerileri, ilgili kurumlara ve bakanlıklara ilettiklerini söyledi. Olpak, "Üyelerimizle birlikte, büyükelçilerimiz ve ticaret müşavirlerimizin de katıldığı 150'nin üstünde online toplantı ve webinar gerçekleştirdik. Bundan sonraki adım adım normalleşme sürecinde, saha takımının etkili bir oyuncusu olan iş dünyası olarak, ülkemiz için daha fazla çalışmaya devam edeceğiz" dedi.

Açılış konuşmalarının ardından Bakan Varank, DEİK üyelerinin katıldığı video konferansta soruları yanıtladı.